PISA TESTİ SORULARI VE CEVAPLARI

PISA ‘yı anladık ,  bir an önce eğitimimiz sistemimizdeki reformun ne kadar öncelikli olduğunu gördük.

Peki PISA soruları , ne tür sorular ? Meraklıları için BBC  yayınlamış. 

Bakalım 15 Yaşındaki çocuklarımızla birlikte cevap verebilecek misiniz?

Cevapları , en altta bana özgü şekilde basit bir şifre ile vereceğim. Şifreyi çözdüğünüzde , cevapları da alabilirsiniz.

Öncelikle 2013 -2015 arasındaki genel sıralamamız nerden nereye geldiğini görelim .

el-cezire-pisa

Üç yılda bir yapılan test, dünyanın birçok köşesinden 15 yaş grubundaki çocuğun bilgisini ölçüyor.

Sorular :

1

1- Göçmen kuşların çoğu, tek tek değil gruplar halinde başka bölgelere göç ediyor. Kuşların bu davranışı, canlıların evriminin bir sonucu. Peki göçmen kuşların çoğunda görülen bu davranışın evrimle ilgisi, bilimsel olarak en iyi nasıl açıklanabilir?

A) Tek başına ya da küçük gruplar halinde göç eden kuşların hayatta kalma ve döllenme ihtimali daha az.
B) Tek başına ya da küçük gruplar halinde göç eden kuşlar, kendilerine uygun besinleri daha kolay bulabiliyor.
C) Büyük gruplar halinde uçmak, diğer kuş türlerinin de göç eden gruba katılmasını kolaylaştırıyor.
D) Büyük gruplar halinde uçmak, her kuşun daha kolay yuva yapabileceği yerler bulmasını sağlıyor.

2


2- Altın yağmurcunlar, Avrupa’nın kuzeyinde çoğalan göçmen kuşlar olarak biliniyor. Sonbaharda bu kuşlar, sıcaklığın daha yüksek olduğu ve daha çok besin bulabilecekleri bölgelere uçuyor. Baharda ise, çoğaldıkları yere geri dönüyor.

Harita, on yıldan fazladır yürütülen araştırmalara dayanıyor. İlk harita, Güney’e uçan, ikinci harita ise Kuzey’e uçan altın yağmurcunların göç yollarını gösteriyor. Haritadaki yeşil renkli alanlar kara, beyaz renkli alanlar ise, deniz ve okyanusları gösteriyor.

Haritadaki oklar sıklaştıkça, kuşların beraber göç ettiği gruplar büyüyor.

Sizce bu haritalar, aşağıdaki bilgilerden hangisine işaret ediyor?

A) Haritalar, geçtiğimiz on yılda Güney’e göç eden altın yağmurcunların sayısındaki azalmayı gösteriyor.
B) Haritalar, kuzeye giden bazı altın yağmurcunların güneye gidenlerden farklı göç yolları kullandığını gösteriyor.
C) Haritalar, altın yağmurcunların ürediği ve yuvalandığı bölgelerin güney ya da güneybatısındaki bölgelerde kışı geçirdiklerini gösteriyor.
D) Haritalar, altın yağmurcunların göç yollarının geçtiğimiz on yılda kıyı bölgelerinden uzaklaştığını gösteriyor.

3


3- Yeryüzü atmosferine giren uzaydaki kayalara meteor deniliyor. Isınan meteorlar, ışık yayarak yeryüzü atmosferine düşüyor. Meteorların çoğunluğu, yeryüzüne düşmeden önce yanarak yok oluyor. Bir meteorun Dünya’ya çarptığında yarattığı çukura, krater adı veriliyor.

Meteor Dünya ve yeryüzüne yakınlaşırken, hızlanmaya başlıyor.

Sizce bunun nedeni ne?
A) Dünya, kendi ekseni etrafında dönerek meteoru kendisine doğru çekiyor.
B) Güneş’in yaydığı ışınlar meteoru itiyor.
C) Dünya’nın kütlesi meteoru kendine çekiyor.
D) Meteor, uzay boşluğu tarafından itiliyor.

4

4- Yukarıdaki üç krateri inceleyin. Kraterleri, onları oluşturan meteorların boyutuna göre büyükten küçüğe sıralayın.

A) A, C, B
B) A, B, C
D) C, A, B

4-kopya

5- Bu üç krateri inceleyin.

Kraterleri, ne zaman oluştuklarına göre en eskiden en yeniye doğru sıralayın.

A) B, C, A
B) A, B, C
C) C, A, B

6

6- Şemada, üç büyük balık tankından oluşan deneysel bir balık çiftliği gösteriliyor.

Okyanustan çekilerek filtrelenmiş tuzlu su, bir tanktan diğerine akarak okyanusa geri dökülüyor. Bu balık çiftliğinin asıl amacı, sürdürülebilir yollarla hasat edecek şekilde dil balığı yetiştirmek. Dil balıkları, daha çok kum kurtlarıyla besleniyor. 

Balık çiftliklerinde, aşağıdaki organizmalar da kullanılabiliyor:

Mikroalgler: Sadece ışık ve besinle çoğalabilen mikroskobik organizmalar.
Kum kurtları: Sadece mikroalglerle beslenerek çoğalabilen omurgasız hayvanlar.
Kabuklular: Mikroalgler ve sudaki diğer küçük organizmalarla beslenen organizmalar.
Sazlık: Sudaki besleyici maddeler ve atıkları çeken çalılar

Araştırmacılar, besin değeri yüksek maddelerin büyük oranda okyanusa geri aktığını fark ettiler.

Bu organizmalardan hangileri balık çiftliğinde kullanılırsa, sorun çözülür?

A) Daha çok besin
B)Daha çok kum kurdu
C) Daha çok kabuklu deniz hayvanı
D)Daha çok sazlık

6

7- Balık çiftliğinde üretim nasıl sürdürülebilir hâle getirilebilir?

A)Tanklardan geçen suyun oranını artırmak.
B)En başta bulunan tanktaki besin maddelerinin miktarını artırmak.
C)Tanklar arasında daha büyük organizmaların geçiş yapmasını kolaylaştıracak filtreler kullanmak.
D)Organizmaların ürettiği atıklar ile su pompalarını çalıştıracak yakıt sağlamak.

 

Akıl , İcat , Beceri  , Uzman , Bakıcı , Ahududu , Zonguldak

 

Share

PISA 2015 _ Eğitim Sistemimiz Alarm Vermeye Başladı

PISA 2015 sonuçlarını çoktan almış , yer alan detaylı raporun hangi bölümünü çarpıcı olarak sitemde almaya karar verememiştim. Bu kısmı düşünürken ilginç kısmı PISA haberini ilk bana bildirmeleriydi.  Akademisyen arkadaşlarım , öğrencilerimin anneler/babaları ve yakın arkadaşlarım ile  PISA 2015 ile birlikte Eğitim sistemimizin gerçekten çöktüğünü , geçen senelerde yapmış olduğum analizlere hak verdiklerini söylediler.

Sonra halktan PISA 2015 duymaya başladım ki , gerçekten şaşırdım. Eğtiimdeki kötü gidişatı haber yapmaktaki cesarete mi yoksa herkesin bu konuda hem fikir olmasına mı şaşrdım , bilemiyorum.

PISA nedir ? 

Bilmeyenler için PISA ‘nın anlamını ve detaylarını ilgili yazımda bulabilirsiniz. Bu yazıda içerikten,amaçlara kadar her türlü bilgi var.

PISA nedir? 
Açılımı “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” olan PISA, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırma projesidir.

PISA Projesi’nin amacı nedir?
PISA’nın temel amacı, gençlerimizi daha iyi tanımak; onların öğrenme isteklerini, derslerdeki performanslarını ve öğrenme ortamları ile ilgili tercihlerini daha açık bir biçimde ortaya koymaktır.

PISA Projesi neyi ölçmektedir?
PISA Projesi’nde zorunlu eğitimin sonunda örgün eğitime devam eden 15 yaş grubundaki öğrencilerin; Matematik okuryazarlığı, Fen Bilimleri okuryazarlığı ve Okuma Becerileri konu alanlarının dışında, öğrencilerin motivasyonları, kendileri hakkındaki görüşleri, öğrenme biçimleri, okul ortamları ve aileleri ile ilgili veriler toplanmaktadır.
PISA projesinde kullanılan “okuryazarlık” kavramı, öğrencinin bilgi ve potansiyelini geliştirip, topluma daha etkili bir şekilde katılmasını ve katkıda bulunmasını sağlamak için yazılı kaynakları bulma, kullanma, kabul etme ve değerlendirmesi olarak tanımlanmaktadır.

PISA Projesi kimler tarafından yürütülmektedir?
PISA Projesi; kısa adı OECD olan “Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü”nün bir eğitim projesidir. Bu proje, OECD Eğitim Direktörlüğü’ne bağlı olan PISA Yönetim Kurulu tarafından yürütülmektedir. Projede kullanılan testlerin ve anketlerin geliştirilmesi, analizlerinin yapılması, uluslararası raporun hazırlanması gibi işlemler, PISA Yönetim Kurulu gözetiminde belirlenen bir konsorsiyum tarafından yapılmaktadır.
PISA’nın ulusal düzeyde çeviri ve uyarlama işlemlerinin yapılması, projenin uygulanması, analizlerin yapılması ve ulusal raporun hazırlanması gibi işlemler ise projeye katılan her ülkede belirlenen ulusal merkezler tarafından gerçekleştirilmektedir.

PISA  testi her üç yılda bir yapılıyor.

2016 ; 

PISA’ya Türkiye’deki 187 okuldan 5 bin 895 öğrenci katıldı..

Uluslararası eğitim değerlendirme testi , 72 ülke ve ekonomik bölgede 15 yaşındaki 540 bin öğrenci arasında yapıldı. Bu 72 ülke ve ekonomik bölgeden 35’ini Avrupa Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) ülkeleri oluşturuyor. Türkiye 72 ülke arasında 50. sırada yer alırken, önceki testlere göre de performansı geriledi.

OECD’nin 35 ülkesi arasında  34. sırayız.. Bizden kötü tek bir ülke var — Meksika.

İlgili haberde de ilginç tespitler yapılmış.

7

Araştırmanın sonuçlarına göre, Singapurlu öğrenciler matematik, bilim ve okumada en yüksek notları alarak en başarılı öğrenciler oldu. Japonya, Estonya, Finlandiya ve Kanada da 35 OECD ülkesi arasında en başarılı ülkeler oldu. Türkiye ise en alt sıralarda yer aldı.

Şimdi çarpıcı bir grafik getireceğim. Geçmiş yıllarda 2 karşılaştırma için vardı , şimdi El Cezire 5 yıl için yapmış . Eğitim sisteminin son 15 yılda sabit kalıp , gerilediğini görebiliyoruz. 2006 ‘da sınava girenler şu an üniversiteyi bitirip işe başladılar. 

Grafik: El Cezire

Grafik: El Cezire

BİLİM:

OECD ülkelerinde eğitim gören öğrencilerin yüzde 7.7’si bilim konusunda testte en yüksek sonuçları aldı. Singapur’da 4 öğrenciden 1’i, Tayvan, Japonya, Finlandiya’da 7 öğrenciden 1’i de bu seviyede. Bu göstergeler o ülkelerin hırslarını gösteriyor bence. 

  • 20 ülkede ise öğrencilerin sadece yüzde 1’inden azı en yüksek notları aldı. Bu ülkelerden biri de Türkiye. Türkiye’de bu oran yüzde 0,3 seviyesinde. *
  • Finlandiya, kız öğrencilerin bilimde erkek öğrencilerden daha başarılı olduğu tek ülke.
  • OECD ülkelerinde erkek öğrencilerin yüzde 25’i, kız öğrencilerin yüzde 24’ü ileride bilim ile ilgili bir işte çalışmak istediğini söylüyor. *
  • Kız öğrencilerin çoğu sağlık sektöründe çalışmak istediğini belirtirken, erkek öğrencilerin çoğu ise bilişim ve iletişim teknolojilerin ya da mühendislik alanında çalışmak istiyor.

2

MATEMATİK:

  • Singapur, Hong Kong (Çin), Makao (Çin) ve Tayvan matematik konusunda başı çekiyor.
  • Japonya’daki öğrencilerin performansı ise OECD ülkeleri arasında en iyisi.
  • Türkiye’deki öğrencilerin matematik testindeki başarı ortalaması OECD ülkeleri ortalamasının altında.
  • Türkiye’nin başarı seviyesi Birleşik Arap Krallığı, Şili, Moldova, Uruguay, Karadağ, Trinidad ve Tobago, Tayland ve Arnavutluk ile benzerlik gösteriyor.

Grafik: El Cezire

Grafik: El Cezire

OKUMA:

Singapur, Hong Kong (Çin), Kanada ve Finlandiya okumada en iyi performansı gösteren yerler oldu. İrlanda, Estonya, Güney Kore, Japonya ve Norveç de OECD ortalamasının üzerinde kalırken, 41 ülke OECD ortalamasının altında kaldı. OECD ülkeleri arasında Kanada ve Finlandiya başı çekiyor, Türkiye ve Meksika ise en sonda yer alıyor.

 

OECD 2016 RAPORU: ÖĞRENCİLERİN PERFORMANSI NİYE DÜŞÜYOR?

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkeleri başta olmak üzere, dünya ekonomisinin yüzde 80’ini temsil eden 64 ülkedeki 15 yaş grubu öğrencilerin eğitim durumu incelendi ve 2012’de yayımlanan PISA sonuçlarını öncekiler karşılaştırarak bir 2016 Şubat ayında rapor hazırladı.

PISA sınavındaki Matematik sonuçlarına  baktığımızda Türkiye’nin Matematik okur-yazarlığı konusunda ne kadar geride kaldığını üzülerek görmekteyiz.

ZEKA DEĞİL SİSTEM VE YÖNTEM PROBLEMİ VAR!

OECD raporunu değerlendiren Hacettepe Üniversitesi Matematik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adnan Tercan, matematik öğretiminde zeka problemi değil sistem ve yöntem problemi olduğunu söyledi. Prof. Dr. Tercan sözlerini şöyle sürdürdü,

MÜFREDAT, ÇOCUĞUN DÜNYASINA HİTAP ETMELİ!

15 yaş grubu öğrencilere yaşlarının üstünde matematik eğitimi veriliyor. Matematikte öğrenciye her şeyi bir anda verelim anlayışı var. Her şeyi verelim derken öğrenciye gıdım gıdım matematik veriyoruz. Öğrenci de bunun altından kalkamadığı için matematikten soğuyor. Çocuklarımız zeki ancak müfredat hafifleştirilerek çocuklar için daha sevimli hale getirilmeli. Öğrencinin daha kolay anlaması için matematik görselleştirilmeli. Müfredat çocuğun dünyasına hitap etmiyor, matematiği çocuğun dünyasına hitap edecek şekle getirmek gerekiyor. Ağır bir matematik müfredatı yerine yaş grubuna göre eğitim yapılmalıdır.

Türkiye kırmızı renkte

Genel sıralamada ise, dengeli bir çoğunlukta, Kanada, Danimarka, Estonya, Hongkong (Çin), ve Macao (Çin)’lu öğrenciler “mükemmel” derecede sonuç elde ettiler. Çek cumhuriyeti, Yunanistan, Macaristan, Yeni Zelenda ve Slovakya’da ise öğrenclerin genel performansı en çok düşen ülkeler oldu.

Eğitim haritasında Türkiye, Cezayir, Tunus, Malta, Yunanistan, Doğu Avrupa ülkeleri, Brezilya, Peru, Kolombiya, Birleşik Arap Emirlikleri, Tayland ve Endonezya ile birlikte en alt seviyeyi belirleyen kırmızı renkte gösterildi. 

Türkiye, kız-erkek öğrenci eşitiği OECD ortalamasını yakaladığı ise tespit edildi. (Tek iyi haber bu olsa gerek)

“ÖĞRETMENLERİN DE KENDİLERİNİ GÜNCELLEMESİ GEREKİYOR”

Öğretmenlerin de matematik öğretirken kendilerini güncellemesi gerekiyor. Derste kitabı anlatır geçerim mantığına son verilmeli. Çocuklar oyun hamuru gibidir, dillerinden konuşarak eğitim verilmeli. Öğrenci Türkçe, fen öğretmeninden korkmaz ama okulun en sevecen öğretmeni de olsa matematik öğretmeninden korkar. Çünkü karşısında yaş grubuna uygun olmadığı için yapamadığı bir matematik var.”

Kendi Düşüncem ;

Kendi eğitim sistemimizi ( 4 + 4  + 4 , Ezbere dayalı , Rant dünyasına açılan  vs…) yaratmayı bir kenara bırakıp ,  Eğitim Bakanlığındaki kişileri veya düşünce sistemini masaya yatırıp  , hızla başarılı ülkelerle  kıyaslama ile  yol almamız gerekir .

Dil bilen, iyi eğitimli, teknolojiyle, bilimle, matematikle sorunu olmayan gençler yetiştiremezsek..

Demokrasinin,hukukun  adı olur, kendi olmaz..

PISA’da yüksek performans gösteren öğrenci oranı yüzde 1.6..Düşük performans gösterenlerin oranı yüzde 31.2. , bu oranı ne zaman tepetaklak yaparsak , iyi yola girmişiz demektir.

Not : OECD nin farklı araştırmaları da var . İlginizi çekebilir. 

Kaynaklar :

https://www.oecd.org/pisa

https://www.oecd.org/pisa/pisa-2015-results-in-focus.pdf

http://www.keepeek.com/Digital-Asset-Management/oecd/education/pisa-2015-results-volume-i_9789264266490-en#page401

https://www.oecd.org/education/singapore-tops-latest-oecd-pisa-global-education-survey.htm

https://www.compareyourcountry.org/pisa/country/tur

http://www.egitimpedia.com/pisa-2015-sonuclari-turkiye-72-ulke-arasinda-50-oldu-okumada-2006nin-bile-gerisine-dustu/

http://www.egitimpedia.com/pisa-2015-sonuclari-singapur-egitimde-dunya-birincisi/

Share

Dehanın Sırları Bir Dahi Yetiştirmek – Satranç

Kadın ve erkeklerin beyinleri arasındaki farkı,işleme biçimlerini anlatan ; satranç yeteneğinin doğuştan gelmediğini anlatan , Susan Polgar’ın satrançtaki başarısını anlatan ” Dehanın Sırları Bir Dahi Yetiştirmek “ bir Geographic videosunu izlemenizi öneririm.

Psikolog olan babası , Mozart örneğinden yola çıkarak özel eğitimin , Allah vergisi yetenekten daha önemli olduğu tezini gerçekleştirmek için çocukları üzerinde önemli çalışmalar yapmıştır.

Babasının kitabında yazdığı gibi :

Deha : Çalışma + Şanslı Çevre koşulları

Devamını  izleyelim.

 

Bu videoyu beğendiyseniz ve yararlı bulduysanız  , size  2016 yılı içerisinde  okuduğum müthiş bir kitabı tavsiye edeceğim.

Matthew Syed — Sıçrama

Bu kitabın bir bölümünde Polgar kardeşlerin başarısı anlatılıyor.

Syed kitapta önce kendi başarısının sebeplerini ardından da gerek sporcu gerekse müzisyenlerin başarı sebeplerine değinerek beynimdeki yetenek algısını yerle bir etti. Araştırmalara göre üstün başarıyı sağlamak için ne kadar çalışmak gerekir sorusuna sanattan bilime, masa oyunlarından tenise, herhangi bir karmaşık görevde dünya liginde bir yere,satrançta  gelmek için en az on yıl amaca yönelik etkin çalışmanın gerekli olduğu cevabı çıkıyor.
Kitapta Batı Florida Üniversitesi İnsan ve Makine Bilişsellik Enstitüsü’nde araştırmacı olarak görev yapan Paul Feltovich’in bir sözüne yer veriliyor;

“Uzmanlık zengin deneyimlerden ve yoğun emekten doğan uzun zamanlı bir gelişim sürecidir. Syed’de tam olarak bunu vurguluyor, uzmanlık uzun bir tecrübe ve derin bir bilgi gerektirir.”

Kitapta beni etkileyen diğer bir bulgu ise on bin saat kuralı. Malcolm Gladwell’in kitabından alıntı yaparak aktarılmış olan bu kural; en iyi olmak için ortalama on bin saat, iyi olmak için sekiz bin saat, o işi icra edip, öğretebilmek içinse ortalama dört bin saat pratik yapmış olmayı gerektirdiği idi. Bunu da çarpıcı örneklerle pekiştiriyor.Örneğin Mozart daha altı yaşındayken geride üç bin beş yüz saatlik bir çalışma sürecini geride bıraktığını belirtiyor. Kitapta TigerWoods’tan Williams kardeşlere kadar çok çarpıcı örnekler var. Özellikle de Williams kardeşlerin başarısının doğumdan önce kararlaştırılması inanılmaz bir tez olmuş.

On bin saat kuralı neden önemli ?

Çünkü velilerimiz , öğretmenlerimizin  hatta (yöneticilerimizin bizlerden) çocuklarımızdan  beklentileri kısa sürede başarı olduğu düşünülürse , bu önemli konuyu eğitmen ve velilerle birlikte  etraflı olarak masaya yatırılmasının tam zamanıdır.

Bu konuda düşünceleriniz olduğunu varsayarak , yorumlarınızı bekliyorum.

Share

Eğitim Sistemi _ YGS 2016 – PISA Değerlendirmesi

Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyeti kurduktan sonra yöneldiği alanlardan biri eğitim olmuştur. Eğitimin önemini de “Dünyada her şey için, uygarlık için, yaşam için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fen haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, delalettir.” sözleriyle özetlemiştir.

Blogu takip edenler eğitim ile ilgili merakımı ve bu alandaki çabalarımı bilirler. YGS 2016 sınavları bitti. Son yılların analizlerini çıkartmaya başlamıştım ki ÖSYM zaten bir çalışma yapmış. (Geçen sene de yapılmıştı) Fakat ben bu çalışmayı PISA testi ile birleştirip , bir tablo halinde sunmaya ,iki alanı birleştirerek 15-18 yaş arası gençliğimizin eğitim kalitesini sizlere yansıtmaya çalışacağım.

Biliyorsunuz ki PISA Açılımı “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” olan PISA, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırma projesidir.PISA hakkında geniş bilgiyi daha önceki yazılarımda ayrıntılı anlatmıştım.

YGS ‘ye girenlerin 18 yaş ortalamasında olup , PISA testi 15 yaş ile 18 yaş karşılaştırması yapabileceğiz. Bu konuda uzman gözüyle değil , satranç ve zeka oyunu eğitmenliği ve eğitimle iç içe olan ve araştıran  biri olarak gözlemlerimi aktaracağım.

15 yaşındaki çocuklarımızın girdiği PISA ‘nın temel amacı, gençlerimizi daha iyi tanımak; onların öğrenme isteklerini, derslerdeki performanslarını ve öğrenme ortamları ile ilgili tercihlerini daha açık bir biçimde ortaya koymaktır.YGS’nin mantığı da kısmen benzer fakat daha çok lisede öğrendiklerimizi tartan , değerlendiren bir yapısı var. Birazdan her ikisinin sonuçlarının olumsuz olacağını göreceğiz. Maalesef ki hem öğrenme isteklerimiz, derslerdeki performanslarımız ve öğrenme ortamlarımız (PISA)  standartların altında , hem de  derslerdeki öğrendiklerimiz ve okullar arasındaki eğitim sistemimizin dengesi standartların altında.

PISA 2012 uygulamasının sonuçları, OECD sekreterliği tarafından Aralık 2013’te açıklanmıştır ve http//www.pisa.oecd.org adresinden yayınlanmıştır. Ayrıca ülkemize ait sonuçlara ilişkin Ulusal Ön Rapor’a da “Raporlar” sekmesinden ulaşabilirsiniz. (Kaynak , Diğer kaynak )

PISA testi örneklerini İngilizce olarak  burada  bulabilirsiniz.Problem çözme , matematik soruları , bilgisayar tabanlı sorular , okuma ilgili sorulara linkleriyle birlikte yazının sonunda bulacaksınız.

2016 YGS sonuçlarından yola çıkalım :

ort

Öncelikle ilk tespitimi yapayım. 2 milyon 84 bin adayın 913 bini son sınfta okuyan öğrencilerimiz olduğunun altını çizeyim. Yani yarısından fazla şansını bir daha deneyen veya bölüm değiştirmek isteyen kişiler. Bu sonuç bile eğitim sistemimiz ve PISA’da ki amaç olan  öğrenme merakımızı ve tercihlerimizi ortaya koyuyor.

ANA DiLİMİZDE NE KADAR BAŞARILIYIZ ?

Her ne kadar Türkçe dersi kendi içinde tartışılsa da YGS sonuçlarına göre okuduğumuzu anlamak ve kendimizi ifade etmekte bile %50 performansın altındayız.

Ana dilimiz Türkçe’den başlayalım. Oktay Sinanoğlu’nun çabaladığı , Dünya dili rüyasıyla yaşadığımız ana dilimiz.

Verilere bir bakalım.Altta gördüğünüz üzere 3 yılın da benzer duruma sahip olması ,  ileişimin ve bilgi kaynaklarının hızla artmasına rağmen yerinde saymamız düşündürücü.

2016ygsistatistik2

Peki 15 yaşındaki öğrencilerimizin kendi dilimizdeki anlama becerimizdeki dünya standartında başarısı neydi?

PISA’da  farkımız daha da açılıp , gelişmekte olan ülkeler olduğumuzu gösteren,bilgi toplumundan uzak olan bir ülke olduğumuzu gösteren bir tablo  ile karşılaşıyoruz.

Altta 3  ana PISA (Okuma becerisi , Fen Bilimleri ve Matematik) tablosu göstereceğim. Öncelikle düzeyler hakkında bilgi verip , grafiği nasıl okumanız gerektiğini anlatayım.

PISA’da matematik alanında soruların zorluk derecesine göre, “1. Düzey Altı – Düzey 6” arasında 7 yeterlik düzeyi belirlenmiştir. En basit sorulara dahi cevap veremeyen öğrenciler 1. düzey altı grubunda sınıflandırılırken, en karmaşık ve zor olan soruları yapabilen öğrenciler 6. düzeydedirler.

ddMATEMATİK ve FEN BiLİMLERİ REZALET ÖTESİ

Fen Bilimlerinde 750.000 öğrenci bir tek soru bile yapamamış. Bunların da 33.000 bini sıfır puan çekmiş. (2015 te ise daha felaket , 42.551 öğrenci idi) . En fazla 3 doğru FEN sorusu cevaplayan 500.000 öğrenciyi de eklerseniz yarısına ulaşıyorsunuz.

2016ygsistatistik5

Grafiği görünce eminim %90 nınız bu ortalamaları tahmin edemezdiniz.Türkiye’deki (ÖSYM )bilgiye dayalı sorulardan yola çıkarak sorgulanan tabloda en fazla 3 doğru FEN sorusu cevaplayan 500.000 öğrenci var.

Anlatmak için basit bir örnek yapayım : Sınıfınızda 30 öğrenci var , 16 tanesi sadece 3 ve altı doğru cevap verebiliyor. (Fen Bilimlerinde 912 bin aday 40 sorudan 5,7 nete ulaşmış.)

Peki dünyadaki durumumuz nasıl ?

Orada işler daha da kötü. Kendi içindeki başarının kötü sonuçlarına bakarak dünya genelinde başarılı olmamız beklenmezdi. Aşağıdaki tabloda da 15 yaşındaki gençlerimizin üniversite yaşamlarına hazırlık olarak geçirecekleri dönem olan lise öncesi bu açığı kapatması gerekirken , yukarıdaki tabloda gördüğümüz üzere daha da geriye gidiyoruz.

sc

Bu sonuçlar, Türkiye’de 15 yaş grubu öğrencilerin çoğunluğunun fen alanında sahip olduğu bilgi ve becerilerin, en temel yeterlik seviyesinde olduğunu, bu yaş grubu öğrencilerimizin yüzdesel olarak hiç birinin 6. düzeyde yer alamadığını, sadece %1,8’inin 5. düzeyde yeterliğe sahip olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar da açıkça, bilimsel düşünce ve bilimsel düşünce için gerekli bilgi ve becerileri öğrencilerimize kazandıramadığımıza işaret etmektedir.

Fen Bilimlerinde duyarsız kalıyoruz. Çünkü toplum olarak gözlerimiz ve kulaklarımız bu konuya kapalı. Görmezlikten geliyoruz. Eleştirmeyip , üstelik bu sistemin başındakileri seçmeye devam ediyoruz. Sadece son yıllara değil , daha önceki yıllara da bakınız. Bilgi toplumu olmak istiyorsanız , ekonomik olarak gelişmek istiyorsanız önceliğiniz bu eğitim, başka yolu yok. O nedenle bizler gibi eğitimle ilgilenen kişiler özenle bu tür yazılar hazırlıyorlar.

Çok uzağa gitmemize gerek yok. 1923 ‘te Atatürk ” Bu millet ve memleket ilme, irfana çok muhtaç; tahsil yapmış, diploma almış gelmiş olanları korumak kadar doğal ve lüzumlu bir şey olmaktan başka, parti parti eğitim ve öğretim görmek için ilim ve fen almak için Avrupa’ya, Amerika’ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz ve göndereceğiz. İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanayi nerede varsa gidip, öğrenmeye mecburuz. Bu nedenle artık himaye çok zayıf kalır. Bunun yerine mecburiyet geçerli olur.” şeklinde durumun önemini o yıllarda belirtmiş ve yol göstermiş.

Birçok yazımda Finlandiya ve diğer ülkelerin eğitim sistemlerini anlatmaya çalıştım.

Diğer kıyaslamarı siz kendiniz yaparsınız.

MATEMATİK SEVMEYEN BİR TOPLUM MUYUZ?

Çevremdeki çoğu arkadaşım analitik , matematiği seven insanlar da olsa sosyal etkinliklerde konuştuğum gençler matematiği pek sevmiyorlar. Özellikle zeka oyunu yazarı olarak matematik ve mantık yürütme sorularından çok resfebe , kelime oyunlarının cazibesi de bu gerçekten kaynaklanıyor. Endüstri mühendisleri adaylarıyla yapmış olduğum proje / bitirme tezi / mühendislik proje yarışmalarında bile matematik yoğun kullanılmasına rağmen matematik alt yapısının ortalamalarda olduğunu söyleyebilirim. (Üniversitelerde bile yüksek matematiğin hayata/projelere uyarlanması tartışma konusu) 

Önce ÖSYM sonuçlarına bakalım. 3 yılda da grafik rezalet ötesi. Daha da kötü olan ise bundan hiç ders almayışımız. 

2016ygsistatistik4

Dünyada ise Fen Bilimleri kadar olmasa da yine toplum olarak geride kalmışlığın kanıtı görülebilir. Matematik toplumda ekonominin kullanıldığı zorunlu bir araç , hayatımızda önemi olan bir bilim olarak hiç önem vermemişiz. Okullarda ise hiç vermemişiz. Bu geri kalınmışlık için ders alıp , YGS ortalamasını da arttırmak adına hiç ilerleme kaydedemişiz.

Sonuç açık : Matematikte 912 bin aday 40 sorudan 7,9 nete ulaşmış.Sınava giren 2 milyon 84 bin adayın 350 bine yakın 0 , 150 bine yakın sadece 1 , 250 bine yakın sadece 2 , 200 binden fazlası da 3 doğru cevap verebiliyor. Yani tablo fen bilimleri kadar vahim.

Aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi, matematik alanında birinci sırada yer alan Şangay-Çin’de öğrencilerin %30,8’i 6. düzeyde ve %24,6’sı 5. düzeyde performans göstermişlerdir. Her iki düzeyde toplam %55,4’lük bir orana ulaşarak, öğrencilerinin yarısından fazlası en üst düzeylerde yer almıştır. Türkiye’de ise öğrencilerin %67,5’i 2. düzey ve altında becerilere sahiptir. Türkiye’de öğrencilerin sadece %1,2’si en üst düzey olan 6. düzeyde performans gösterebilmiştir. Türkiye’de yoğunluk 1. ve 2. düzey seviyesindedir. OECD ortalamasında, en fazla yoğunluk 2. ve 3. düzeyde toplanmıştır (%22,5 ve %23,7). Türkiye’de 1. düzey altı ve 1. düzeyde yer alan öğrencilerin yüzdesi, OECD ortalamasının çok üstündedir (sırasıyla %7,5 puan ve %11,5 puan fark). Şangay-Çin’deki öğrencilerinin sadece %0,8’i 1. düzey altında ve %2,9’u 1. düzeyde yer almıştır.

Peki bu durum için hiç önlem alınmış mıdır?

sx

Böylelikle 15-18 yaş öğrencilerimizin öğrenim kalitesini ortaya koyan 2 ayrı kaynaktan Türkiye eğitim sistemimizi sorgulamış olduk. Milli eğitim bakanlığının öğretmen kalitesi ve öğretmenlerin sistem içindeki önemini de kısmen ortaya çıkardık.. Öğretmenlerin kalitesinin sistemle birlikte ele alınması gerekir ki öğretmenlerin beceriksizliğinden çok performanslarını ortaya çıkaracak bir sistemin olmayışı, gelişitirilmesi gerektiği ele alınsın.

ÖSYM kendi sitesinde cinsiyete göre , puanlara göre birçok kriterlere göre analizlerini yapmış, siz detaylı bakarsınız.

Eğitim sistemimiz böyle iken , sistem ve öğretmenlerin kalitesini arttırmak için geç bile kaldık. Eğitim sistemimizin bu kadar açıkça performansı böyle iken öğretmenlerimizin bu sitemde gösterecekleri performans ne kadar iyi olabilir ? Türkiye gerçekten ilginçlikler ülkesi. Bu sistemin varlığına rağmen öğretmenlik meselğinin diğer ülkelerden önde olmasının bir izahı var mıdır, bilemiyorum .

Ben şahsen satranç/zeka oyunu eğitmenliği yaparak kısmen de olsa farklı bir katkımın olmasına çaba gösteriyorum. Siz öğretmenlerden ve eğitim sistemi kurucularından da Türkiye’nin gelişmesi ve çocuklarımızın geleceği için çaba göstermenizi beklerim.

 

 

 

 

 

Share

Türkiye Eğitim Sistemine Bakış 2

Blogu takip edenler  eğitim  sektörüne yatkınlığımı bilirler. Hatta çevremdeki insanlarla bu konudaki girişimlerimi , çabalarımın detaylarını karşılıklı  tartışırız.

Satranç oyuncusu olarak bu alandaki yetersizliklerden ve birtakım hedefleriminden  dolayı satranç antrenörlük belgesini aldıktan sonra , satranç camiasındaki milli takım hocaları ve ulusal hakemlerle  çocukların gelişimini sağlayan zeka oyunları ve satranç sporlarının güncel problemlerini ve gelişmelerini birlikte konuştuk,konuşmaya devam ediyoruz. Şu andaki  eğitim,satran , eğitim sektörün bilgiden yoksun oluşu , maddi çıkar boyutunda olması ve en önemlisi eğitim alt yapısının bu sektöre desteklememesi en büyük yaramız.

Alt yapının kurulmasında en büyük etken ise kuşkusuz öğretmenlerimiz. Öğretmen olmak isteyen çocukluk arkadaşlarımı ve yeni heyecanlı hocalarımızı hatırlayınca acaba dünyada bu durumun nasıl olduğunu merak ettim. Aslında sıkça baktığım OECD , bu analizi de detayıyla yapmış bile. İngilizce olarak da farklı kaynaklardan haber yapılmış. Birkaç makale ile birleştirmek ve güzel bir yazı ortaya çıkarmak için Türkçe ile arattığımda güzel bir özet yapan eğitimpedia haberiyle karşılaştım.

O nedenle çevirilerini tekrar yapmak yerine hem takip ettiğim bu linki kaynak gösterip hem de kendi yazdığım diğer makalelerle yazıyı genişleterek,renklendirerek  Eğitim Bakışımızı anlatmayı hedefliyorum.Sizin de katılımınız olusa , seve seve yayınlarım.

Öğretmen Olmak İsteyen Gençlerin En Fazla Olduğu Ülke Türkiye

Öğretmenlerin niteliğinin, öğrencilerin akademik sonuçlarını tahmin etme konusunda okullardaki diğer tüm faktörlerden çok daha önemli olduğu gerçeği defalarca kanıtlandı. Ancak yine de son yıllarda çok sayıda ülke, kaliteli öğretmen açığı sorunu yüzünden ciddi sıkıntılar çekiyor.Bu düşünceye yorum getirmek gerekirse , tüm dünya bu görüşü kabul ettiği halde bizim eğitim sistemimizin ve öğretmen kalitemizin hala neden böyle olduğunu anlamak zor.

ogretmengrafik

15 yaşındaki öğrencilerin çoğu için öğretmenlik mesleği çekici değil

PISA, 2006 yılında 60′dan fazla eğitim sisteminden gelen 15 yaşındaki öğrencilere, 30 yaşına geldiklerinde hangi işte çalışmayı düşündüklerini sordu. OECD ülkelerindeki öğrencilerin ortalama yüzde 44′ü, profesyonellik gerektiren mesleklerde çalışmayı düşündüklerini söyledi. Yani tipik olarak bir üniversite diploması gerektiren yüksek statülü mesleklerde. Öğrencilerin sadece yüzde 5′i, profesyonellik gerektiren bir meslek olarak öğretmenlik yapmayı düşündüğünü söyledi. Yani ortalama olarak yüksek statülü ve profesyonellik gerektiren bir kariyer yapmayı düşünen her 10 öğrenciden 1′i öğretmenlik mesleğinde kariyer yapmayı istiyor.

Yine de öğretmenlik kariyeri yapmayı isteyen öğrencilerin yüzdesi, ülkeden ülkeye büyük çeşitlilik gösteriyor. Öğretmenlik mesleği; Türkiye, Endonezya, İrlanda, Japonya, Kore ve Lüksemburg’daki öğrenciler için oldukça çekici. Örneğin Endonezya, Kore ve Türkiye’de profesyonel mesleklerde çalışmayı bekleyen her 10 öğrenciden 3′ü öğretmen olarak çalışmayı düşünüyor. Buna karşın Estonya, Almanya, Macaristan ve İtalya’daki 15 yaşındaki öğrenciler için öğretmenlik mesleği hiç de çekici değil.

Aslında bu biraz da  bizim tarihimiz , kültürümüz ve ekonomimizle iç içe. Bizdeki öğretmenliğin tercih edilmesinin en büyük nedeni  garanti , saati bilinen bir meslek gibi kaba seçimidir.

PISA ‘yı bu yazıyla biraz hatırlarsak konunun bütününü daha iyi anlayacaksınız.

Eğitim ve education anlam farkını sizlere iletmiştim. Education içerden dışarıya çıkarmak gibi eğitsel bir tarafı varken , bizdeki anlam eğmek olarak şu anki yapımızı anlatıyor.

Okullarda yaratıcılık nasıl olacağını benim gibi merak ettiyseniz Sir Ken Robinson’un “okullar yaratıcılığı öldürüyor mu ? videosunu defalarca izlmeşinizdir.Diğer birkaç videoyu da yanında  izlemenizi öneririm.

Şimdilerde Finlandiya eğitim sistemini her ne kadar eleştirilmeye başlansa da biz bir kısmını uygulamaya çalışırsak kısmen bir başlangıç yapmış olacağız.

2013 yılındaki Eğitim sistemine bakış açımı defalarca açar ve istatistiklerine bakarım. Dünyanın gelişimini , bizim sabit kalışımızı seyre dalarım.

Karamsar olduğumu düşünenler için Oscar alan Türkler ve Türkiye’mizin gururu olan birçok örnek de var. Canan Dağdeviren de bu onurlardan biridir. Hatta bu okumuş olduğunuz yazıyı gördükten sonra teşekkür eden mütevazi , örnek hocalarımızdan biridir.

İnsani Gelişmiş Endeksi’ne göre bu konuyu bütünsel bir tablodan baktığımızda parçalar daha iyi birleşiyor.

Kısaca yorumlarsam :

Eğitim Sistemleri örnekleri : Farkettiyseniz eğitimi iyi olan ülkelerin indeksleri de oldukça yüksek.

Demokrasi Örnekleri : Tartışılacak bir konu ama yakınlarda Birleşik Krallık’ta olacak bir seçim , beni bu öneriye kadar sürükledi. Kötü olur fikrinde olanlarla , analiz edenlerin ortak noktada buluştuğu bir ülke olma hayali..

Okuma ve matematikte en yetkin olan öğrenciler, öğretmen olmak isteyenler değil

Finlandiya ve Kore gibi en yüksek performansları gösteren bazı ülkeler, eğitim kurumlarında en başarılı mezunları işe alarak kaliteli öğretmen güçlerini artırdı. PISA, öğretmen olarak çalışmak isteyen öğrencilerin beceri profillerinde ülkelere göre belirgin farklılıklar olduğunu ortaya koyuyor.

Bu farkı PISA değerlendirme raporunda açıkça ortaya koymuştum.Detayını  incelemenizde fayda var.

sx

Şekil 1’de görüldüğü gibi, matematik alanında birinci sırada yer alan Şangay-Çin’de öğrencilerin %30,8’i 6. düzeyde ve %24,6’sı 5. düzeyde performans göstermişlerdir. Her iki düzeyde toplam %55,4’lük bir orana ulaşarak, öğrencilerinin yarısından fazlası en üst düzeylerde yer almıştır. Türkiye’de ise öğrencilerin %67,5’i 2. düzey ve altında becerilere sahiptir. Türkiye’de öğrencilerin sadece %1,2’si en üst düzey olan 6. düzeyde performans gösterebilmiştir. Türkiye’de yoğunluk 1. ve 2. düzey seviyesindedir. OECD ortalamasında, en fazla yoğunluk 2. ve 3. düzeyde toplanmıştır (%22,5 ve %23,7). Türkiye’de 1. düzey altı ve 1. düzeyde yer alan öğrencilerin yüzdesi, OECD ortalamasının çok üstündedir (sırasıyla %7,5 puan ve %11,5 puan fark). Şangay-Çin’deki öğrencilerinin sadece %0,8’i 1. düzey altında ve %2,9’u 1. düzeyde yer almıştır.

Türkçe ve diğer dersleri de benzer olarak blogumda görebilirsiniz.Aşağıya sadece grafiklerini ekledim.

sc

Bu sonuçlar, Türkiye’de 15 yaş grubu öğrencilerin çoğunluğunun fen alanında sahip olduğu bilgi ve becerilerin, en temel yeterlik seviyesinde olduğunu, bu yaş grubu öğrencilerimizin yüzdesel olarak hiç birinin 6. düzeyde yer alamadığını, sadece %1,8’inin 5. düzeyde yeterliğe sahip olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar da açıkça, bilimsel düşünce ve bilimsel düşünce için gerekli bilgi ve becerileri öğrencilerimize kazandıramadığımıza işaret etmektedir.dd

 

Konuyu özetlersek :

Asya mucizesi olarak gösterilen ülkelerle Finlandiya’nın ortak özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

1. Öğretmen yetiştiren kurumlarının kalitesi ve başarısı

2. Öğretmenlik mesleğinin profesyonellik algısı ve kültürü

3. Hizmet içi öğretmen eğitimlerinin başarısı

4. Matematik ve fen eğitiminin iyileştirilmesi için farklı uygulamaların geliştirilmesi

5. Öğretmenlerin bu meslekte devamlılığı.

 

O nedenle ilk adımı atarak hızla , koşarak  uygarlık seviyesine gelmeliyiz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Share

Çocuk Davranışları Hakkında Yeni Öğrendiklerim

Kitap okumayı , yeni birşeyler öğrenmeyi hayatımın ilkelerden biri haline getirdim. Şu an okumakta olduğum “Çocuk Neyi Neden Yapar?” kitabında okumuş olduğum ve yeni öğrendiğim yeni bilgileri ve genel problemler karşısında nasıl davranılması gerektiğini sizle paylaşıp , kendim için de bir arşiv oluşturmayı hedefliyorum.

Çocukların uyku düzeni , teknoloji bağımlılığı , inatçılık , konuşma bozuklukları gibi birden fazla konu yer alıyor.

İlk problemlerden biri “Çocuğum yemek yemiyor?” gibi genel bir problem. Öncelikle çocukların açlık hissinin oluşmasını beklemek çocuğun yemek yemesi için ön şarttır. Yemek alışkanlığı için 3Z önemli .

  1. Zorlama var mı? Kısaca yemek zorla yedirilmez , ihtiyaç halinde yedirilir prensibi uygulanmalı.
  2. Zaman uygun mu? Sabahın erken saatleri , oyun ortası gibi zamanlarda değil ana öğünler hedeflenmeli.
  3. Zemin müsait mi? Arkadaşlarıyla oynarken , kitap okurken gibi heyecanlı bir durumun ortasındayken çağırmamak hedeflenmemeli.

Yemek yeme için ödül ve ceza asla kullanılmamalıdır.

Uykuyla ilgili birkaç cümle ileteyim. Erken ya da geç uyuması için zorlanan çocuk uykusu olsa da uyumamamak için direnir.

En güzel önerilerden biri de şu : Cocuğu yanınıza almayın , ama onun yatağında yatın.

 

Kitapta en güzel bölümlerden biri de adım adım tuvalaet eğitimi. Bu bölümdeki en çarpıcı kısım ise ;

  • Tuvalet eğitiminde dikkat edilmesi gereken en önemli şey : Çoçuğu rahatsız etmemek.
  • Kesinlikle “yapma,kirletme ” gibi olumsuz bir baskı yapılmamalı.

Sütten kesilme ve tırnak yeme gibi önemli bölümler de bu kitapta soru-cevap şeklinde verilmiş.

Çocuk ve yalan bölümü belki de hayretler içerisinde okuduğum , öğrendiğim bölüm.

İnsanların 3 farklı dünyaları var :

  1. Uyku ve rüya dünyası
  2. Hayal dünyası
  3. Gerçek dünya

ilk 7 yaş dönemi bu 3 dünyayı birbirinden ayırt edemez. Onlar için rüya-gerçek arasında pek fark yoktur.

Önemli bir bölüm olan yalan söyleme kısmında 7 yaş sonrası yalan söylemenin sebepleri sıralanmış. Kitaptaki 10 sebepten , belki de en önemli iki tanesi ;

a) Kişiliğine bir saldırı varsa

b) Hesap verilmesi gereken bir durum varsa

Tabii ki diğer sebepler de en önemli fakat toplumumuza ayna olabilecek 2 tanesi daha önemli buldum.

İzinsiz eşya getirme bölümü de yeni öğrendiğim yeni bilgiler arasında.

Burada da en önemli sebeplerin başında sevgi yoksunluğu,ilgisizlik olduğu iletiliyor.

“Çalma hastalığı küçük yaşlarda oluşmaz ” düşüncesi altında eğer aşırma yapılıyorsa bunun nedenini ortaya çıkarmak en akılcı yollardan biri olacaktır.

Yazıyı çok uzatmadan özetleyerek kapatayım.

Adem Güneş’in yazmış olduğu kitap oldukça faydalı ve bilmediklerimizi ortaya çıkaran yararlı bir kitap okumanızı tavsiye ederim.

 

 

 

 

Share

Çocuklarımızın Telefon Kullanma Yaşı ve Hediye Seçenekleri

 

Her anne ve babanın etrafına sorduğu , araştırdığı konuların  en önemlisi sayılır. Maalesef bu konuda bir denetim sistemimiz , yapılan bir çalışmamız, uzman görüşümüz yok. Kulaktan kulağa yayılan fikirler ve kendi yaşam eğrimizdeki kararımıza göre çocukların başarısına bakmadan “gerekli” odağıyla satın alıyoruz.

Bu yazıyı yazmamın amacı uzmanlık yapmak değil , bir annenin 13 yaşındaki çocuğuna aldığı telefonu birkaç maddeyle çerçevelenmiş sözleşme ile hediye etmesi haberini ve bu konudaki daha önce okuduğum uzman görüşlerini aktarmak olacak.

 

Özellikle son günlerde okumuş olduğum “Çocuk Neyi Neden Yapar” kitabını  bitince burayı güncelleyeceğim.

Öncelikle ben kendi yorumumu yapayıp , uzmanlara geçeyim.Öncelikle ne hediyesi olursa olsun , çocuklara verilen hediyenin neden verildiğinin iyi açıklanması ve o hediyenin amacının dışında uygulanmasında geri alınması gibi makro anlamda bir sözleşme yapılması gerekliliğini çevremdeki yakın arkadaşlarla tartışıyoruz ve yararını da görüyoruz.

Açıkçası biz yetişkinler için bile telefon , bilgisayar ve diğer teknoloji aletlerinin kullanılmasının bedenimize verdiği zararın (göz , tembelleşme , fiziksel hareket kısıtlama,ergonomik problemler , …) yanında geçirilen zamanın önemi artıyor.

akilli-telefon

O nedenle iki ana kulvarda da , cep telefonu ve bilgisayarın kullanılması pek mantıklı gelmiyor. Belirli ölçüde ve amacına uygun kullanılması durumunda izin verilebileceği de geliştirilebilecek yönü olduğunu belirteyim.

Tablet kullanımıyla ilgili de Rhode Island Universitesi haberi de ekleyeyim.

Bazı Uzman Görüşleri (2011 yılındaki okuduğum bir haberden)

 

15 YAŞIN ALTINI DAHA ÇOK ETKİLİYOR
PROF. DR. CENGİZ KUDAY (Florence Nightingale Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi):
“İki yıl önce cep telefonlarının çocuklarda daha etkili olduğu MR görüntüleri ile ispatlandı. Telefon konuşmalarının çocuklarda korteksi daha fazla etkilediği bu çalışma ile resimlendi. Yani cep telefonları buna göre 15 yaşından önce daha fazla etki ediyor.

GEREKMEDİKÇE KULLANDIRMAYIN
PROF. DR. REJİN KEBUDİ (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Başkanı):
“Önerilebilecek bir cep telefonu kullanım yaşı yok. Böyle bir yaş grubu belirlenmiş değil. Ancak yaş küçüldükçe elektromanyetik alanların emilmesi daha fazla oluyor. Bu açıdan özellikle ilkokul çağındaki çocuklar için cep telefonu kullanımı daha zararlı.Tavsiyemiz, çocuklara gerekmedikçe cep telefonu kullandırılmaması.

SON DERECE SAKINCALI OLABİLİR
DOÇ. DR. FULYA AĞAOĞLU (İstanbul Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı):
“Cep telefonları çocuklar için son derece sakıncalı. Biz 15 yaşın altındaki çocukların cep telefonu kullanmasını zaten tavsiye etmiyoruz. Erişkinler üzerinde de cep telefonu kullanımının uzun dönem sonuçları henüz bilinmiyor. Çocuğa telefonu sadece mesaj yollama şeklinde kullanması da önerilebilir.”

ZENGİNLİK GÖSTERGESİ OLMAMALI
GAYE ÇAKIRGİL (Uzman Psikolog):
Büyük şehirlerde çocukların cep telefonuna ihtiyacı olabiliyor. Ancak ilkokul çağındaki çocukların cep telefonuna çok da ihtiyacı olmadığı görüşündeyim. Ne kadar geç kullanmaya başlarlarsa o kadar iyi olacaktır. Çevre önemli bir faktör. Cep telefonu, bir zenginlik ve varlıklı olmanın göstergesi olmamalı.  Aileler ceza ve ödül uygulamasında bulunabilirler.

AİLE ÇOCUKLA SÖZLEŞME YAPMALI
YÜKSEL SEÇKİN (Uzman Pedagog):
“Cep telefonu kullanımı belli kurallar çerçevesinde yapılırsa çocuklar için bir sorun teşkil edeceğini düşünmüyorum. Cep telefonu alınmadan önce aile çocukla bir sözleşme yapmalı. Belirli kurallar çerçevesinde çocuğun kullanmasına izin verilmeli. Hatlı telefon yahut paket programları önermiyorum.”

Son maddenin uygulanmasıyla ilgili , başta da belirttiğim bir annenin sözleşmesi . Detayını Huffingtonpost ‘dan okuyabilirsiniz.

1. Bu telefon bir ayrıcalıktır, bir hak değil. İhtiyaç ve istek çok farklı şeylerdir. Bunu sana ben verdim ve senden geri alabilirim. Gerçekten bu kadar basit.

2. Bana göstermenin, bana anlatmanın ve telefonu bizim hayatımızın bir parçası haline getirmenin de senden bekleneceğini bil. Dijital hayatın, sadece senin soyutlanmış dünyanda var olmayacak.

3. Üzerine düşeni yapmalısın. Telefonuna iyi bak. Kırılmalar, çatlaklar, su, toz ve kaybolmaların tüm masrafları sana ait. Ev işlerine katkı ve genel bir işbirliği de aileye destek için bekleniyor her zamanki gibi. Bu anlamda sürpriz bir durum yok.

4. Bir şey mi indirmek istiyorsun? İzin al. Bir şey mi satın almak istiyorsun? Parasını öde.

5. Telefonun kapanma saatleri hafta içi akşamları saat 20:00 ve hafta sonu akşamları ise saat 22:00. Kapatmadan önce şarj etmeyi de unutma.

6. Önceden alternatif bir plan belirlenmediyse telefon okula gitmiyor ve evde kalıyor. Arkadaşlarınla koridorda ve öğle yemeğinde konuş. Ortaokulun büyülü ve çılgın dünyası ile arana bir ekranın girmesine izin verme.

7. Yazdığın her mesaj, yayınladığın her gönderi ve paylaştığın her şey sensin. Sanal dünyadaki ve gerçek dünyadaki kişiliklerinin birbirine benzediğinden emin ol. Ekran kötülüğün bahanesi olamaz. Sen yapıyorsun, sen sahiplenmelisin.

8. Habersiz insanların videolarını ve fotoğraflarını çekmek yok. Başka bir insanın üzerinden mizah yapmak adına video ya da fotoğraf çekmek yok. Buna kardeşler de dahil. Ve ebeveynler de. Yayınlamadan önce her zaman izin iste.

9. Cinselliğin, şiddetin, internette arama yapanın ve sayfanın aşağılarına doğru inmenin dipsiz kuyusuna sınırsız erişimin olsun diye ekstra bir harcama yapmayacağım. Haydi, kalk ve dışarı çık. Zamanını iyiye kullan. Bu en önemli yaşam becerilerinden biridir.

10. Kendini ifade et ve bilgiye ulaşmayı kucakla! Seni sevdiğin her şeye daha da yaklaştıran sebepler, eserler, ürünler ve topluluklar bul. Bırak merakın sana yol göstersin.

11. Sessiz olmaktan korkma. Yorum yapmamaktan. Cevap vermemekten. Bir konuşmayı bırakmaktan. Engellemekten. Silmekten. Takibi bırakmaktan. Bazen katılmamayı seçmek, en çok cesaret gerektiren şey olabilir. Ateşe körükle gitmeden önce seçici ol.

12. Bu iPhone’u nasıl kullanacağın konusunda her zaman bir seçim yapabilirsin. Bu, hediyenin bir parçası: Teknolojinin işine en çok nasıl yarayacağına karar verme özgürlüğü. Sinsilik yapmanın, yalan söylemenin, kandırmanın ve numara yapmanın sana bir faydası olmaz. Bunların sana yapıldığını fark etmenden de seni korumayı çok isterdim. Ama bunu yapamayacağıma göre şunu bilmeni isterim: Senin sanal dünyada kendini gösterme şeklin önemlidir ve karşındakileri de etkiler. Bu gücü akıllıca kullan.

13. Büyükanne ve büyük babalarını ziyaret etmeyi bırakma. Ya da mahalledeki çocuklarla arka bahçede basketbol ve futbol oynamayı ya da yemek masasında bizimle takılmayı ya da plansız bir şekilde arkadaşlarınla pizzacıda buluşmayı bırakma. Bunlar bir çocukluğu – bir hayatı – oluşturan şeylerdir ve asla telefonunla rekabet etmek zorunda kalmamalılar.

14. Gerektiğinde ve mümkün olduğunda başını telefondan kaldırıp karşındaki insanların gözünün içine bakarak “lütfen” ve “teşekkürler” demeye yetecek kadar uzun ara ver.

15. Dünyanın, bizim ailemizdeki kuralların çok ötesinde sonuçları olabilir. Bu hayatın gerçeğidir. Sorumlu ol. Esnek ama dayanıklı ol. Kendine ve başkalarına karşı affedici ol. Her zaman kalbini ve iyi niyetini dinle. O zaman dünya hep senin lehine çalışır.

16. Her zaman doğru olanı yapamayacaksın. Yanılgıya düşeceksin ve yolunu kaybedeceksin. Bunu anlıyorum. Baban da anlıyor. Bunu sevmek zorunda değiliz. Ama üstesinden gelebiliriz. Etrafın, en güzel halleriyle kusurlu insanlarla çevrili. Onlar tarafından seviliyor ve kollanıyorsun. Hem internette hem de hayatta asla yalnız değilsin. Biz seninleyiz.

Hediye konusu ayrı bir konu ama ben yine de bu konnuyla birebir ilişkisi olduğundan kısaca bahsetmek istiyorum. Çünkü bu konuda birçok anne-babanın fikir alış verişe ihtiyacı olduğunu biliyorum. Benim size önerim klasik hediyeler  ;

  • Kitap
  • DVD Biyografi Filmler
  • DVD eğitim videoları
  • Yurt Dışı veya Yurt İçi Seyahat
  • Özel bir eğitim kursu (Satranç , Müzik , Spor ,…)
  • Futbol , basketbol , masa tenisi,voleybol ,…. maç biletleri..
  • Tiyatro Bileti

Buna benzer çoğunuzun ilgi duyduğu alanlarda alabileceğiniz hediyeler düşünebilirsiniz.

Bu konuda paylaşımlarınız varsa diğer blog okuyanları için de yararlı olacaktır.

 

Share
  • Shredderchess