Stefan Zweig Kitapları Hakkında Alıntılar Ve Notlar

Her bir Stefan Zweigh kitabı hakkında ayrı ayrı sayfalarca yazmak yerine tüm kitaplardan kendimce notlar alıp , ileride keyifle okumayı hedefliyorum.

Kitaplarını okuduğum sürece de ekleme yapacağım. Siz de eklemek isterseniz , iletişimdeki mail adresinden ulaşmanız yeterli olur.

Kitaplarında Zweigh kısaca anlatılıyor ama bilmeyenler için özetle ;

indirStefan Zweig 1881 yılında Viyana’da doğdu. Babası varlıklı bir sanayiciydi. Viyana ve Berlin’de eğitim gördü. Birçok ülkeyi dolaştıktan sonra Birinci Dünya Savaşı sırasında, Zürih’e geldi. Savaş karşıtı kişiliğiyle tanındı. 1919-1934 yılları arasında Salzburg’da yaşadı, 1938’de İngiltere’ye, 1939’da New York’a gitti, birkaç ay sonra da Brezilya’ya yerleşti. Avrupa’nın içine düştüğü duruma dayanamayarak 1942 yılında karısıyla birlikte intihar etti. Çok sayıda denemesi, öyküsü, uzun öyküsü ve romanı yanında, büyük bir ustalıkla kaleme aldığı yaşam öyküleriyle de ünlüdür.

SATRANÇ :

  • Dizlerim titremeye başladı: BİR KİTAP!
    Dört aydır elime kitap almamıştım ve içinde insanın art arda sıralanmış sözcükler, satırlar, sayfalar ve yapraklar görebileceği, başka, yeni, şaşırtıcı düşünceleri okuyabileceği, tanıyabileceği, beynine alabileceği bir kitabın hayali bile insanı hem coşturuyor hem de uyuşturuyordu.
  • Bütün yontulmamış varlıklarda olduğu gibi onda da gülünç bir kendini beğenmişlik vardı.
  • Bize hiçbir şey yapmadılar. Sadece bizi en mutlak anlamdaki hiçliğin içerisine yerleştirdiler, çünkü bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhu üzerinde hiçlik kadar ağır baskı uygulayamaz.
  • Suskunluğun siyah okyanusundaki cam fanuslu bir dalgıç gibi yaşıyordu insan, kendisini dış dünyaya bağlayan halatın kopmuş olduğunu ve o sessiz derinlikten hiçbir zaman yukarı çekilmeyeceğini ayrımsayan bir dalgıç gibi hatta.
  • Kendime karşı oynamaya kalkıştığım andan itibaren, bilinçsizce meydan okumaya başlıyordum. Siyah ve beyazdan oluşan her iki ben de yarışa girişmeden edemiyordu ve her ikisi de yenmek, kazanmak için kendine göre bir hırsa, bir sabırsızlığa kapılıyordu; siyah olan ben, beyaz olan benin yapacağı her hamleyi heyecanla bekliyordu. Bir tanesi bir yanlış yapınca, öteki ben sevinçten havalara uçuyor ve aynı anda da kendi beceriksizliğine kızıyordu.
  • Siyah olan ben, beyaz olan ben’in yapacağı her hamleyi heyecanla bekliyordu.

Notlar :

  • Sayfa 33’de Dr B, bu uzun öyküye dehşetli bir şekilde aniden girer. Mc Connor piyonu son kareye sürmek için elini uzatmıştı ki , birisi kolundan yakaladı, alçak sesle ve heyecanla fısıldadı.                                                                                                                 “Tanrı aşkına! Sakın ha!” “Şimdi veziri alırsanız, fili c1’e sürüp piyonunuzu kırar, siz de atınızı geri çekersiniz. Ama bu arada boştaki piyonunu d7’ye getirip kalenizi tehdit eder ve atınızla şah-mat deseniz bile kaybedersiniz ve dokuz-on hamle sonra yenilirsiniz.”                                                                                                                             1922’de Pisyaner Turnuvası’nda Alekhine ‘in Bogolyubov’a karşı oluşturduğu konumun hemen hemen aynısı. Örnek gösterilen maçın bir hayal ürünü olmadığı araştırılınca kendine göre anlamlı/mesaj veren intiharından önceki kitap olduğu da düşünülünce takdire şayan diye alkışlıyorsunuz. Gerçekten de Alekhine ile Bogolyubov’un 1922 yılındaki maçında piyonunu c1 oynamayıp Şahını h7 ye kaçıyor Siyah. Böylelikle öyküdeki maçın konumuna erişebiliyoruz.

BİLİNMEYEN BİR KADININ MEKTUBU : 

“Satranç” eseri gibi bir seferde başlayıp bitirdiğim sürükleyici bir eser.

  • Ölmem sana acı verecek olsaydı eğer, o zaman ölmezdim.

AMOK KOŞUCUSU : 

  • İnsan gençken yalnızca başkalarının hastalanıp öleceğini düşünür.

SABIRSIZ YÜREK : 

  • Yaşamımda ilk kez, yeryüzündeki en büyük kötülüklerin kaynağının vahşet ve kötü niyet değil, kişilerin yenemedikleri zayıflıkları olduğunu anlıyordum.
  • Bir şeyi saklayan ya da saklamak zorunda kalan kişinin gözlerinin doğal, özgür ve samimi bakması olanaksızdır.
  • Mutsuzluk insanı kırılgan, sürekli ızdırap ise dar kafalı yapar…
  • Acımak iki yanı keskin bir bıçak gibidir, kullanmayı bilmeyen, elini ve de özellikle kalbini ondan uzak tutmalıdır. Tıpkı morfin gibi acıma duygusu da hasta için sadece başlangıçta bir nimet, bir ilaç, bir devadır. Ama dozunu ayarlamasını ve azaltmasını bilmediğiniz zaman öldürücü bir zehir olabilir.

KORKU : 

  • Belki de utançların en büyüğü; insanın kendine en yakın bildiği kimselere karşı duyduğu utançtır.

MECBURİYET : 

  • Hangi mecburiyet onu karanlık odasının sıcağından çıkarıp benim gibi sabahın içine sürüklemiş olabilir?
  • Haftalardır içten içe ruhunu daraltan şeyin ne olduğunu artık kesin olarak biliyordu ; hiç istemediği halde beklediği,anlamsız şekilsiz,uzaklardan kalkıp kendisine gelen,onu arayan , makineyle yazılmış donuk kelimeleriyle onun sıcak hayatına , özgürlüğüne saldıran iç daraltıcı şey bu mektuptu.
  • Belki de şu anda dünyada delilik mantığa ağır bastığı için.
  • Koskoca dünya mahvolurken insanın kendisi için çalışması suçtur.
  • Birey fikirden daima güçlüdür ama kendisi olarak kalması şarttır.
  • Esaretin de bir özgürlüğü vardır.
  • Kaderimde gitmek varken (kabulleniş) neden herşeyi bu kadar zorlaştırıyorsun?
  • Başını kaldırıp inanç ve heyecanla baktı , insanın kendisininkinden  başka kanun olmadığını , hiç birşeyin onun birine ait hissetmek kadar hayata bağlanmadığını farketti.
  • Bilinmezlik onu bir kez daha ele geçiriyordu.

BİR İNSAN BİR  YAŞAM : 

  • Tek bir cesur insanın başarısından, tüm bir kuşağa yetecek şevk ve cesaret doğar; bu daima böyledir.

 

 

Share
  • Shredderchess