PISA 2015 _ Eğitim Sistemimiz Alarm Vermeye Başladı

PISA 2015 sonuçlarını çoktan almış , yer alan detaylı raporun hangi bölümünü çarpıcı olarak sitemde almaya karar verememiştim. Bu kısmı düşünürken ilginç kısmı PISA haberini ilk bana bildirmeleriydi.  Akademisyen arkadaşlarım , öğrencilerimin anneler/babaları ve yakın arkadaşlarım ile  PISA 2015 ile birlikte Eğitim sistemimizin gerçekten çöktüğünü , geçen senelerde yapmış olduğum analizlere hak verdiklerini söylediler.

Sonra halktan PISA 2015 duymaya başladım ki , gerçekten şaşırdım. Eğtiimdeki kötü gidişatı haber yapmaktaki cesarete mi yoksa herkesin bu konuda hem fikir olmasına mı şaşrdım , bilemiyorum.

PISA nedir ? 

Bilmeyenler için PISA ‘nın anlamını ve detaylarını ilgili yazımda bulabilirsiniz. Bu yazıda içerikten,amaçlara kadar her türlü bilgi var.

PISA nedir? 
Açılımı “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” olan PISA, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırma projesidir.

PISA Projesi’nin amacı nedir?
PISA’nın temel amacı, gençlerimizi daha iyi tanımak; onların öğrenme isteklerini, derslerdeki performanslarını ve öğrenme ortamları ile ilgili tercihlerini daha açık bir biçimde ortaya koymaktır.

PISA Projesi neyi ölçmektedir?
PISA Projesi’nde zorunlu eğitimin sonunda örgün eğitime devam eden 15 yaş grubundaki öğrencilerin; Matematik okuryazarlığı, Fen Bilimleri okuryazarlığı ve Okuma Becerileri konu alanlarının dışında, öğrencilerin motivasyonları, kendileri hakkındaki görüşleri, öğrenme biçimleri, okul ortamları ve aileleri ile ilgili veriler toplanmaktadır.
PISA projesinde kullanılan “okuryazarlık” kavramı, öğrencinin bilgi ve potansiyelini geliştirip, topluma daha etkili bir şekilde katılmasını ve katkıda bulunmasını sağlamak için yazılı kaynakları bulma, kullanma, kabul etme ve değerlendirmesi olarak tanımlanmaktadır.

PISA Projesi kimler tarafından yürütülmektedir?
PISA Projesi; kısa adı OECD olan “Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü”nün bir eğitim projesidir. Bu proje, OECD Eğitim Direktörlüğü’ne bağlı olan PISA Yönetim Kurulu tarafından yürütülmektedir. Projede kullanılan testlerin ve anketlerin geliştirilmesi, analizlerinin yapılması, uluslararası raporun hazırlanması gibi işlemler, PISA Yönetim Kurulu gözetiminde belirlenen bir konsorsiyum tarafından yapılmaktadır.
PISA’nın ulusal düzeyde çeviri ve uyarlama işlemlerinin yapılması, projenin uygulanması, analizlerin yapılması ve ulusal raporun hazırlanması gibi işlemler ise projeye katılan her ülkede belirlenen ulusal merkezler tarafından gerçekleştirilmektedir.

PISA  testi her üç yılda bir yapılıyor.

2016 ; 

PISA’ya Türkiye’deki 187 okuldan 5 bin 895 öğrenci katıldı..

Uluslararası eğitim değerlendirme testi , 72 ülke ve ekonomik bölgede 15 yaşındaki 540 bin öğrenci arasında yapıldı. Bu 72 ülke ve ekonomik bölgeden 35’ini Avrupa Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı’nın (OECD) ülkeleri oluşturuyor. Türkiye 72 ülke arasında 50. sırada yer alırken, önceki testlere göre de performansı geriledi.

OECD’nin 35 ülkesi arasında  34. sırayız.. Bizden kötü tek bir ülke var — Meksika.

İlgili haberde de ilginç tespitler yapılmış.

7

Araştırmanın sonuçlarına göre, Singapurlu öğrenciler matematik, bilim ve okumada en yüksek notları alarak en başarılı öğrenciler oldu. Japonya, Estonya, Finlandiya ve Kanada da 35 OECD ülkesi arasında en başarılı ülkeler oldu. Türkiye ise en alt sıralarda yer aldı.

Şimdi çarpıcı bir grafik getireceğim. Geçmiş yıllarda 2 karşılaştırma için vardı , şimdi El Cezire 5 yıl için yapmış . Eğitim sisteminin son 15 yılda sabit kalıp , gerilediğini görebiliyoruz. 2006 ‘da sınava girenler şu an üniversiteyi bitirip işe başladılar. 

Grafik: El Cezire

Grafik: El Cezire

BİLİM:

OECD ülkelerinde eğitim gören öğrencilerin yüzde 7.7’si bilim konusunda testte en yüksek sonuçları aldı. Singapur’da 4 öğrenciden 1’i, Tayvan, Japonya, Finlandiya’da 7 öğrenciden 1’i de bu seviyede. Bu göstergeler o ülkelerin hırslarını gösteriyor bence. 

  • 20 ülkede ise öğrencilerin sadece yüzde 1’inden azı en yüksek notları aldı. Bu ülkelerden biri de Türkiye. Türkiye’de bu oran yüzde 0,3 seviyesinde. *
  • Finlandiya, kız öğrencilerin bilimde erkek öğrencilerden daha başarılı olduğu tek ülke.
  • OECD ülkelerinde erkek öğrencilerin yüzde 25’i, kız öğrencilerin yüzde 24’ü ileride bilim ile ilgili bir işte çalışmak istediğini söylüyor. *
  • Kız öğrencilerin çoğu sağlık sektöründe çalışmak istediğini belirtirken, erkek öğrencilerin çoğu ise bilişim ve iletişim teknolojilerin ya da mühendislik alanında çalışmak istiyor.

2

MATEMATİK:

  • Singapur, Hong Kong (Çin), Makao (Çin) ve Tayvan matematik konusunda başı çekiyor.
  • Japonya’daki öğrencilerin performansı ise OECD ülkeleri arasında en iyisi.
  • Türkiye’deki öğrencilerin matematik testindeki başarı ortalaması OECD ülkeleri ortalamasının altında.
  • Türkiye’nin başarı seviyesi Birleşik Arap Krallığı, Şili, Moldova, Uruguay, Karadağ, Trinidad ve Tobago, Tayland ve Arnavutluk ile benzerlik gösteriyor.

Grafik: El Cezire

Grafik: El Cezire

OKUMA:

Singapur, Hong Kong (Çin), Kanada ve Finlandiya okumada en iyi performansı gösteren yerler oldu. İrlanda, Estonya, Güney Kore, Japonya ve Norveç de OECD ortalamasının üzerinde kalırken, 41 ülke OECD ortalamasının altında kaldı. OECD ülkeleri arasında Kanada ve Finlandiya başı çekiyor, Türkiye ve Meksika ise en sonda yer alıyor.

 

OECD 2016 RAPORU: ÖĞRENCİLERİN PERFORMANSI NİYE DÜŞÜYOR?

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkeleri başta olmak üzere, dünya ekonomisinin yüzde 80’ini temsil eden 64 ülkedeki 15 yaş grubu öğrencilerin eğitim durumu incelendi ve 2012’de yayımlanan PISA sonuçlarını öncekiler karşılaştırarak bir 2016 Şubat ayında rapor hazırladı.

PISA sınavındaki Matematik sonuçlarına  baktığımızda Türkiye’nin Matematik okur-yazarlığı konusunda ne kadar geride kaldığını üzülerek görmekteyiz.

ZEKA DEĞİL SİSTEM VE YÖNTEM PROBLEMİ VAR!

OECD raporunu değerlendiren Hacettepe Üniversitesi Matematik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adnan Tercan, matematik öğretiminde zeka problemi değil sistem ve yöntem problemi olduğunu söyledi. Prof. Dr. Tercan sözlerini şöyle sürdürdü,

MÜFREDAT, ÇOCUĞUN DÜNYASINA HİTAP ETMELİ!

15 yaş grubu öğrencilere yaşlarının üstünde matematik eğitimi veriliyor. Matematikte öğrenciye her şeyi bir anda verelim anlayışı var. Her şeyi verelim derken öğrenciye gıdım gıdım matematik veriyoruz. Öğrenci de bunun altından kalkamadığı için matematikten soğuyor. Çocuklarımız zeki ancak müfredat hafifleştirilerek çocuklar için daha sevimli hale getirilmeli. Öğrencinin daha kolay anlaması için matematik görselleştirilmeli. Müfredat çocuğun dünyasına hitap etmiyor, matematiği çocuğun dünyasına hitap edecek şekle getirmek gerekiyor. Ağır bir matematik müfredatı yerine yaş grubuna göre eğitim yapılmalıdır.

Türkiye kırmızı renkte

Genel sıralamada ise, dengeli bir çoğunlukta, Kanada, Danimarka, Estonya, Hongkong (Çin), ve Macao (Çin)’lu öğrenciler “mükemmel” derecede sonuç elde ettiler. Çek cumhuriyeti, Yunanistan, Macaristan, Yeni Zelenda ve Slovakya’da ise öğrenclerin genel performansı en çok düşen ülkeler oldu.

Eğitim haritasında Türkiye, Cezayir, Tunus, Malta, Yunanistan, Doğu Avrupa ülkeleri, Brezilya, Peru, Kolombiya, Birleşik Arap Emirlikleri, Tayland ve Endonezya ile birlikte en alt seviyeyi belirleyen kırmızı renkte gösterildi. 

Türkiye, kız-erkek öğrenci eşitiği OECD ortalamasını yakaladığı ise tespit edildi. (Tek iyi haber bu olsa gerek)

“ÖĞRETMENLERİN DE KENDİLERİNİ GÜNCELLEMESİ GEREKİYOR”

Öğretmenlerin de matematik öğretirken kendilerini güncellemesi gerekiyor. Derste kitabı anlatır geçerim mantığına son verilmeli. Çocuklar oyun hamuru gibidir, dillerinden konuşarak eğitim verilmeli. Öğrenci Türkçe, fen öğretmeninden korkmaz ama okulun en sevecen öğretmeni de olsa matematik öğretmeninden korkar. Çünkü karşısında yaş grubuna uygun olmadığı için yapamadığı bir matematik var.”

Kendi Düşüncem ;

Kendi eğitim sistemimizi ( 4 + 4  + 4 , Ezbere dayalı , Rant dünyasına açılan  vs…) yaratmayı bir kenara bırakıp ,  Eğitim Bakanlığındaki kişileri veya düşünce sistemini masaya yatırıp  , hızla başarılı ülkelerle  kıyaslama ile  yol almamız gerekir .

Dil bilen, iyi eğitimli, teknolojiyle, bilimle, matematikle sorunu olmayan gençler yetiştiremezsek..

Demokrasinin,hukukun  adı olur, kendi olmaz..

PISA’da yüksek performans gösteren öğrenci oranı yüzde 1.6..Düşük performans gösterenlerin oranı yüzde 31.2. , bu oranı ne zaman tepetaklak yaparsak , iyi yola girmişiz demektir.

Not : OECD nin farklı araştırmaları da var . İlginizi çekebilir. 

Kaynaklar :

https://www.oecd.org/pisa

https://www.oecd.org/pisa/pisa-2015-results-in-focus.pdf

http://www.keepeek.com/Digital-Asset-Management/oecd/education/pisa-2015-results-volume-i_9789264266490-en#page401

https://www.oecd.org/education/singapore-tops-latest-oecd-pisa-global-education-survey.htm

https://www.compareyourcountry.org/pisa/country/tur

http://www.egitimpedia.com/pisa-2015-sonuclari-turkiye-72-ulke-arasinda-50-oldu-okumada-2006nin-bile-gerisine-dustu/

http://www.egitimpedia.com/pisa-2015-sonuclari-singapur-egitimde-dunya-birincisi/

Share

Eğitim Sistemi _ YGS 2016 – PISA Değerlendirmesi

Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyeti kurduktan sonra yöneldiği alanlardan biri eğitim olmuştur. Eğitimin önemini de “Dünyada her şey için, uygarlık için, yaşam için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fen haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, delalettir.” sözleriyle özetlemiştir.

Blogu takip edenler eğitim ile ilgili merakımı ve bu alandaki çabalarımı bilirler. YGS 2016 sınavları bitti. Son yılların analizlerini çıkartmaya başlamıştım ki ÖSYM zaten bir çalışma yapmış. (Geçen sene de yapılmıştı) Fakat ben bu çalışmayı PISA testi ile birleştirip , bir tablo halinde sunmaya ,iki alanı birleştirerek 15-18 yaş arası gençliğimizin eğitim kalitesini sizlere yansıtmaya çalışacağım.

Biliyorsunuz ki PISA Açılımı “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” olan PISA, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından üçer yıllık dönemler hâlinde, 15 yaş grubundaki öğrencilerin kazanmış oldukları bilgi ve becerileri değerlendiren bir araştırma projesidir.PISA hakkında geniş bilgiyi daha önceki yazılarımda ayrıntılı anlatmıştım.

YGS ‘ye girenlerin 18 yaş ortalamasında olup , PISA testi 15 yaş ile 18 yaş karşılaştırması yapabileceğiz. Bu konuda uzman gözüyle değil , satranç ve zeka oyunu eğitmenliği ve eğitimle iç içe olan ve araştıran  biri olarak gözlemlerimi aktaracağım.

15 yaşındaki çocuklarımızın girdiği PISA ‘nın temel amacı, gençlerimizi daha iyi tanımak; onların öğrenme isteklerini, derslerdeki performanslarını ve öğrenme ortamları ile ilgili tercihlerini daha açık bir biçimde ortaya koymaktır.YGS’nin mantığı da kısmen benzer fakat daha çok lisede öğrendiklerimizi tartan , değerlendiren bir yapısı var. Birazdan her ikisinin sonuçlarının olumsuz olacağını göreceğiz. Maalesef ki hem öğrenme isteklerimiz, derslerdeki performanslarımız ve öğrenme ortamlarımız (PISA)  standartların altında , hem de  derslerdeki öğrendiklerimiz ve okullar arasındaki eğitim sistemimizin dengesi standartların altında.

PISA 2012 uygulamasının sonuçları, OECD sekreterliği tarafından Aralık 2013’te açıklanmıştır ve http//www.pisa.oecd.org adresinden yayınlanmıştır. Ayrıca ülkemize ait sonuçlara ilişkin Ulusal Ön Rapor’a da “Raporlar” sekmesinden ulaşabilirsiniz. (Kaynak , Diğer kaynak )

PISA testi örneklerini İngilizce olarak  burada  bulabilirsiniz.Problem çözme , matematik soruları , bilgisayar tabanlı sorular , okuma ilgili sorulara linkleriyle birlikte yazının sonunda bulacaksınız.

2016 YGS sonuçlarından yola çıkalım :

ort

Öncelikle ilk tespitimi yapayım. 2 milyon 84 bin adayın 913 bini son sınfta okuyan öğrencilerimiz olduğunun altını çizeyim. Yani yarısından fazla şansını bir daha deneyen veya bölüm değiştirmek isteyen kişiler. Bu sonuç bile eğitim sistemimiz ve PISA’da ki amaç olan  öğrenme merakımızı ve tercihlerimizi ortaya koyuyor.

ANA DiLİMİZDE NE KADAR BAŞARILIYIZ ?

Her ne kadar Türkçe dersi kendi içinde tartışılsa da YGS sonuçlarına göre okuduğumuzu anlamak ve kendimizi ifade etmekte bile %50 performansın altındayız.

Ana dilimiz Türkçe’den başlayalım. Oktay Sinanoğlu’nun çabaladığı , Dünya dili rüyasıyla yaşadığımız ana dilimiz.

Verilere bir bakalım.Altta gördüğünüz üzere 3 yılın da benzer duruma sahip olması ,  ileişimin ve bilgi kaynaklarının hızla artmasına rağmen yerinde saymamız düşündürücü.

2016ygsistatistik2

Peki 15 yaşındaki öğrencilerimizin kendi dilimizdeki anlama becerimizdeki dünya standartında başarısı neydi?

PISA’da  farkımız daha da açılıp , gelişmekte olan ülkeler olduğumuzu gösteren,bilgi toplumundan uzak olan bir ülke olduğumuzu gösteren bir tablo  ile karşılaşıyoruz.

Altta 3  ana PISA (Okuma becerisi , Fen Bilimleri ve Matematik) tablosu göstereceğim. Öncelikle düzeyler hakkında bilgi verip , grafiği nasıl okumanız gerektiğini anlatayım.

PISA’da matematik alanında soruların zorluk derecesine göre, “1. Düzey Altı – Düzey 6” arasında 7 yeterlik düzeyi belirlenmiştir. En basit sorulara dahi cevap veremeyen öğrenciler 1. düzey altı grubunda sınıflandırılırken, en karmaşık ve zor olan soruları yapabilen öğrenciler 6. düzeydedirler.

ddMATEMATİK ve FEN BiLİMLERİ REZALET ÖTESİ

Fen Bilimlerinde 750.000 öğrenci bir tek soru bile yapamamış. Bunların da 33.000 bini sıfır puan çekmiş. (2015 te ise daha felaket , 42.551 öğrenci idi) . En fazla 3 doğru FEN sorusu cevaplayan 500.000 öğrenciyi de eklerseniz yarısına ulaşıyorsunuz.

2016ygsistatistik5

Grafiği görünce eminim %90 nınız bu ortalamaları tahmin edemezdiniz.Türkiye’deki (ÖSYM )bilgiye dayalı sorulardan yola çıkarak sorgulanan tabloda en fazla 3 doğru FEN sorusu cevaplayan 500.000 öğrenci var.

Anlatmak için basit bir örnek yapayım : Sınıfınızda 30 öğrenci var , 16 tanesi sadece 3 ve altı doğru cevap verebiliyor. (Fen Bilimlerinde 912 bin aday 40 sorudan 5,7 nete ulaşmış.)

Peki dünyadaki durumumuz nasıl ?

Orada işler daha da kötü. Kendi içindeki başarının kötü sonuçlarına bakarak dünya genelinde başarılı olmamız beklenmezdi. Aşağıdaki tabloda da 15 yaşındaki gençlerimizin üniversite yaşamlarına hazırlık olarak geçirecekleri dönem olan lise öncesi bu açığı kapatması gerekirken , yukarıdaki tabloda gördüğümüz üzere daha da geriye gidiyoruz.

sc

Bu sonuçlar, Türkiye’de 15 yaş grubu öğrencilerin çoğunluğunun fen alanında sahip olduğu bilgi ve becerilerin, en temel yeterlik seviyesinde olduğunu, bu yaş grubu öğrencilerimizin yüzdesel olarak hiç birinin 6. düzeyde yer alamadığını, sadece %1,8’inin 5. düzeyde yeterliğe sahip olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar da açıkça, bilimsel düşünce ve bilimsel düşünce için gerekli bilgi ve becerileri öğrencilerimize kazandıramadığımıza işaret etmektedir.

Fen Bilimlerinde duyarsız kalıyoruz. Çünkü toplum olarak gözlerimiz ve kulaklarımız bu konuya kapalı. Görmezlikten geliyoruz. Eleştirmeyip , üstelik bu sistemin başındakileri seçmeye devam ediyoruz. Sadece son yıllara değil , daha önceki yıllara da bakınız. Bilgi toplumu olmak istiyorsanız , ekonomik olarak gelişmek istiyorsanız önceliğiniz bu eğitim, başka yolu yok. O nedenle bizler gibi eğitimle ilgilenen kişiler özenle bu tür yazılar hazırlıyorlar.

Çok uzağa gitmemize gerek yok. 1923 ‘te Atatürk ” Bu millet ve memleket ilme, irfana çok muhtaç; tahsil yapmış, diploma almış gelmiş olanları korumak kadar doğal ve lüzumlu bir şey olmaktan başka, parti parti eğitim ve öğretim görmek için ilim ve fen almak için Avrupa’ya, Amerika’ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz ve göndereceğiz. İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanayi nerede varsa gidip, öğrenmeye mecburuz. Bu nedenle artık himaye çok zayıf kalır. Bunun yerine mecburiyet geçerli olur.” şeklinde durumun önemini o yıllarda belirtmiş ve yol göstermiş.

Birçok yazımda Finlandiya ve diğer ülkelerin eğitim sistemlerini anlatmaya çalıştım.

Diğer kıyaslamarı siz kendiniz yaparsınız.

MATEMATİK SEVMEYEN BİR TOPLUM MUYUZ?

Çevremdeki çoğu arkadaşım analitik , matematiği seven insanlar da olsa sosyal etkinliklerde konuştuğum gençler matematiği pek sevmiyorlar. Özellikle zeka oyunu yazarı olarak matematik ve mantık yürütme sorularından çok resfebe , kelime oyunlarının cazibesi de bu gerçekten kaynaklanıyor. Endüstri mühendisleri adaylarıyla yapmış olduğum proje / bitirme tezi / mühendislik proje yarışmalarında bile matematik yoğun kullanılmasına rağmen matematik alt yapısının ortalamalarda olduğunu söyleyebilirim. (Üniversitelerde bile yüksek matematiğin hayata/projelere uyarlanması tartışma konusu) 

Önce ÖSYM sonuçlarına bakalım. 3 yılda da grafik rezalet ötesi. Daha da kötü olan ise bundan hiç ders almayışımız. 

2016ygsistatistik4

Dünyada ise Fen Bilimleri kadar olmasa da yine toplum olarak geride kalmışlığın kanıtı görülebilir. Matematik toplumda ekonominin kullanıldığı zorunlu bir araç , hayatımızda önemi olan bir bilim olarak hiç önem vermemişiz. Okullarda ise hiç vermemişiz. Bu geri kalınmışlık için ders alıp , YGS ortalamasını da arttırmak adına hiç ilerleme kaydedemişiz.

Sonuç açık : Matematikte 912 bin aday 40 sorudan 7,9 nete ulaşmış.Sınava giren 2 milyon 84 bin adayın 350 bine yakın 0 , 150 bine yakın sadece 1 , 250 bine yakın sadece 2 , 200 binden fazlası da 3 doğru cevap verebiliyor. Yani tablo fen bilimleri kadar vahim.

Aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi, matematik alanında birinci sırada yer alan Şangay-Çin’de öğrencilerin %30,8’i 6. düzeyde ve %24,6’sı 5. düzeyde performans göstermişlerdir. Her iki düzeyde toplam %55,4’lük bir orana ulaşarak, öğrencilerinin yarısından fazlası en üst düzeylerde yer almıştır. Türkiye’de ise öğrencilerin %67,5’i 2. düzey ve altında becerilere sahiptir. Türkiye’de öğrencilerin sadece %1,2’si en üst düzey olan 6. düzeyde performans gösterebilmiştir. Türkiye’de yoğunluk 1. ve 2. düzey seviyesindedir. OECD ortalamasında, en fazla yoğunluk 2. ve 3. düzeyde toplanmıştır (%22,5 ve %23,7). Türkiye’de 1. düzey altı ve 1. düzeyde yer alan öğrencilerin yüzdesi, OECD ortalamasının çok üstündedir (sırasıyla %7,5 puan ve %11,5 puan fark). Şangay-Çin’deki öğrencilerinin sadece %0,8’i 1. düzey altında ve %2,9’u 1. düzeyde yer almıştır.

Peki bu durum için hiç önlem alınmış mıdır?

sx

Böylelikle 15-18 yaş öğrencilerimizin öğrenim kalitesini ortaya koyan 2 ayrı kaynaktan Türkiye eğitim sistemimizi sorgulamış olduk. Milli eğitim bakanlığının öğretmen kalitesi ve öğretmenlerin sistem içindeki önemini de kısmen ortaya çıkardık.. Öğretmenlerin kalitesinin sistemle birlikte ele alınması gerekir ki öğretmenlerin beceriksizliğinden çok performanslarını ortaya çıkaracak bir sistemin olmayışı, gelişitirilmesi gerektiği ele alınsın.

ÖSYM kendi sitesinde cinsiyete göre , puanlara göre birçok kriterlere göre analizlerini yapmış, siz detaylı bakarsınız.

Eğitim sistemimiz böyle iken , sistem ve öğretmenlerin kalitesini arttırmak için geç bile kaldık. Eğitim sistemimizin bu kadar açıkça performansı böyle iken öğretmenlerimizin bu sitemde gösterecekleri performans ne kadar iyi olabilir ? Türkiye gerçekten ilginçlikler ülkesi. Bu sistemin varlığına rağmen öğretmenlik meselğinin diğer ülkelerden önde olmasının bir izahı var mıdır, bilemiyorum .

Ben şahsen satranç/zeka oyunu eğitmenliği yaparak kısmen de olsa farklı bir katkımın olmasına çaba gösteriyorum. Siz öğretmenlerden ve eğitim sistemi kurucularından da Türkiye’nin gelişmesi ve çocuklarımızın geleceği için çaba göstermenizi beklerim.

 

 

 

 

 

Share

Türkiye Eğitim Sistemine Bakış 2

Blogu takip edenler  eğitim  sektörüne yatkınlığımı bilirler. Hatta çevremdeki insanlarla bu konudaki girişimlerimi , çabalarımın detaylarını karşılıklı  tartışırız.

Satranç oyuncusu olarak bu alandaki yetersizliklerden ve birtakım hedefleriminden  dolayı satranç antrenörlük belgesini aldıktan sonra , satranç camiasındaki milli takım hocaları ve ulusal hakemlerle  çocukların gelişimini sağlayan zeka oyunları ve satranç sporlarının güncel problemlerini ve gelişmelerini birlikte konuştuk,konuşmaya devam ediyoruz. Şu andaki  eğitim,satran , eğitim sektörün bilgiden yoksun oluşu , maddi çıkar boyutunda olması ve en önemlisi eğitim alt yapısının bu sektöre desteklememesi en büyük yaramız.

Alt yapının kurulmasında en büyük etken ise kuşkusuz öğretmenlerimiz. Öğretmen olmak isteyen çocukluk arkadaşlarımı ve yeni heyecanlı hocalarımızı hatırlayınca acaba dünyada bu durumun nasıl olduğunu merak ettim. Aslında sıkça baktığım OECD , bu analizi de detayıyla yapmış bile. İngilizce olarak da farklı kaynaklardan haber yapılmış. Birkaç makale ile birleştirmek ve güzel bir yazı ortaya çıkarmak için Türkçe ile arattığımda güzel bir özet yapan eğitimpedia haberiyle karşılaştım.

O nedenle çevirilerini tekrar yapmak yerine hem takip ettiğim bu linki kaynak gösterip hem de kendi yazdığım diğer makalelerle yazıyı genişleterek,renklendirerek  Eğitim Bakışımızı anlatmayı hedefliyorum.Sizin de katılımınız olusa , seve seve yayınlarım.

Öğretmen Olmak İsteyen Gençlerin En Fazla Olduğu Ülke Türkiye

Öğretmenlerin niteliğinin, öğrencilerin akademik sonuçlarını tahmin etme konusunda okullardaki diğer tüm faktörlerden çok daha önemli olduğu gerçeği defalarca kanıtlandı. Ancak yine de son yıllarda çok sayıda ülke, kaliteli öğretmen açığı sorunu yüzünden ciddi sıkıntılar çekiyor.Bu düşünceye yorum getirmek gerekirse , tüm dünya bu görüşü kabul ettiği halde bizim eğitim sistemimizin ve öğretmen kalitemizin hala neden böyle olduğunu anlamak zor.

ogretmengrafik

15 yaşındaki öğrencilerin çoğu için öğretmenlik mesleği çekici değil

PISA, 2006 yılında 60′dan fazla eğitim sisteminden gelen 15 yaşındaki öğrencilere, 30 yaşına geldiklerinde hangi işte çalışmayı düşündüklerini sordu. OECD ülkelerindeki öğrencilerin ortalama yüzde 44′ü, profesyonellik gerektiren mesleklerde çalışmayı düşündüklerini söyledi. Yani tipik olarak bir üniversite diploması gerektiren yüksek statülü mesleklerde. Öğrencilerin sadece yüzde 5′i, profesyonellik gerektiren bir meslek olarak öğretmenlik yapmayı düşündüğünü söyledi. Yani ortalama olarak yüksek statülü ve profesyonellik gerektiren bir kariyer yapmayı düşünen her 10 öğrenciden 1′i öğretmenlik mesleğinde kariyer yapmayı istiyor.

Yine de öğretmenlik kariyeri yapmayı isteyen öğrencilerin yüzdesi, ülkeden ülkeye büyük çeşitlilik gösteriyor. Öğretmenlik mesleği; Türkiye, Endonezya, İrlanda, Japonya, Kore ve Lüksemburg’daki öğrenciler için oldukça çekici. Örneğin Endonezya, Kore ve Türkiye’de profesyonel mesleklerde çalışmayı bekleyen her 10 öğrenciden 3′ü öğretmen olarak çalışmayı düşünüyor. Buna karşın Estonya, Almanya, Macaristan ve İtalya’daki 15 yaşındaki öğrenciler için öğretmenlik mesleği hiç de çekici değil.

Aslında bu biraz da  bizim tarihimiz , kültürümüz ve ekonomimizle iç içe. Bizdeki öğretmenliğin tercih edilmesinin en büyük nedeni  garanti , saati bilinen bir meslek gibi kaba seçimidir.

PISA ‘yı bu yazıyla biraz hatırlarsak konunun bütününü daha iyi anlayacaksınız.

Eğitim ve education anlam farkını sizlere iletmiştim. Education içerden dışarıya çıkarmak gibi eğitsel bir tarafı varken , bizdeki anlam eğmek olarak şu anki yapımızı anlatıyor.

Okullarda yaratıcılık nasıl olacağını benim gibi merak ettiyseniz Sir Ken Robinson’un “okullar yaratıcılığı öldürüyor mu ? videosunu defalarca izlmeşinizdir.Diğer birkaç videoyu da yanında  izlemenizi öneririm.

Şimdilerde Finlandiya eğitim sistemini her ne kadar eleştirilmeye başlansa da biz bir kısmını uygulamaya çalışırsak kısmen bir başlangıç yapmış olacağız.

2013 yılındaki Eğitim sistemine bakış açımı defalarca açar ve istatistiklerine bakarım. Dünyanın gelişimini , bizim sabit kalışımızı seyre dalarım.

Karamsar olduğumu düşünenler için Oscar alan Türkler ve Türkiye’mizin gururu olan birçok örnek de var. Canan Dağdeviren de bu onurlardan biridir. Hatta bu okumuş olduğunuz yazıyı gördükten sonra teşekkür eden mütevazi , örnek hocalarımızdan biridir.

İnsani Gelişmiş Endeksi’ne göre bu konuyu bütünsel bir tablodan baktığımızda parçalar daha iyi birleşiyor.

Kısaca yorumlarsam :

Eğitim Sistemleri örnekleri : Farkettiyseniz eğitimi iyi olan ülkelerin indeksleri de oldukça yüksek.

Demokrasi Örnekleri : Tartışılacak bir konu ama yakınlarda Birleşik Krallık’ta olacak bir seçim , beni bu öneriye kadar sürükledi. Kötü olur fikrinde olanlarla , analiz edenlerin ortak noktada buluştuğu bir ülke olma hayali..

Okuma ve matematikte en yetkin olan öğrenciler, öğretmen olmak isteyenler değil

Finlandiya ve Kore gibi en yüksek performansları gösteren bazı ülkeler, eğitim kurumlarında en başarılı mezunları işe alarak kaliteli öğretmen güçlerini artırdı. PISA, öğretmen olarak çalışmak isteyen öğrencilerin beceri profillerinde ülkelere göre belirgin farklılıklar olduğunu ortaya koyuyor.

Bu farkı PISA değerlendirme raporunda açıkça ortaya koymuştum.Detayını  incelemenizde fayda var.

sx

Şekil 1’de görüldüğü gibi, matematik alanında birinci sırada yer alan Şangay-Çin’de öğrencilerin %30,8’i 6. düzeyde ve %24,6’sı 5. düzeyde performans göstermişlerdir. Her iki düzeyde toplam %55,4’lük bir orana ulaşarak, öğrencilerinin yarısından fazlası en üst düzeylerde yer almıştır. Türkiye’de ise öğrencilerin %67,5’i 2. düzey ve altında becerilere sahiptir. Türkiye’de öğrencilerin sadece %1,2’si en üst düzey olan 6. düzeyde performans gösterebilmiştir. Türkiye’de yoğunluk 1. ve 2. düzey seviyesindedir. OECD ortalamasında, en fazla yoğunluk 2. ve 3. düzeyde toplanmıştır (%22,5 ve %23,7). Türkiye’de 1. düzey altı ve 1. düzeyde yer alan öğrencilerin yüzdesi, OECD ortalamasının çok üstündedir (sırasıyla %7,5 puan ve %11,5 puan fark). Şangay-Çin’deki öğrencilerinin sadece %0,8’i 1. düzey altında ve %2,9’u 1. düzeyde yer almıştır.

Türkçe ve diğer dersleri de benzer olarak blogumda görebilirsiniz.Aşağıya sadece grafiklerini ekledim.

sc

Bu sonuçlar, Türkiye’de 15 yaş grubu öğrencilerin çoğunluğunun fen alanında sahip olduğu bilgi ve becerilerin, en temel yeterlik seviyesinde olduğunu, bu yaş grubu öğrencilerimizin yüzdesel olarak hiç birinin 6. düzeyde yer alamadığını, sadece %1,8’inin 5. düzeyde yeterliğe sahip olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar da açıkça, bilimsel düşünce ve bilimsel düşünce için gerekli bilgi ve becerileri öğrencilerimize kazandıramadığımıza işaret etmektedir.dd

 

Konuyu özetlersek :

Asya mucizesi olarak gösterilen ülkelerle Finlandiya’nın ortak özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

1. Öğretmen yetiştiren kurumlarının kalitesi ve başarısı

2. Öğretmenlik mesleğinin profesyonellik algısı ve kültürü

3. Hizmet içi öğretmen eğitimlerinin başarısı

4. Matematik ve fen eğitiminin iyileştirilmesi için farklı uygulamaların geliştirilmesi

5. Öğretmenlerin bu meslekte devamlılığı.

 

O nedenle ilk adımı atarak hızla , koşarak  uygarlık seviyesine gelmeliyiz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Share

Örnek Eğitim Sistemleri (Finlandiya,Almanya,Fransa,Japonya) ve İstatistikler

Eğitim sistemini çok tartıştık , veriler verdik. İsmet Berkan’ın daha önceki yazılarından Finlandiya Eğitim sistemini okumuş , not almıştım.

Geçenlerde grubumda Belçika’dan Ayşe Finlandiya’da  eğitim sistemini anlatan videoyuyu koyunca bloguma koymak istedim.

Fransa , Amerika , Almanya’daki eğitim sistemi de ele alınmış.

Japonya’da eğitim sistemi ise ;

Finlandiya’ya tekrar dönelim. Önemli yerleri özetlemeye çalışacağım .

Dünyanın en iyisi kabul edilen ve uzun yıllardır da bu tahtını koruyan Finlandiya’nın eğitim sistemi  aşağı yukarı 40 yıl önce gerçekleştirilen bir reformun sonunda doğmuş.
Sistem, çocukların neredeyse doğdukları andan itibaren ‘öğrendikleri’ varsayımı üzerine kurulu. O yüzden her doğumdan sonra ailelere bir kitap veriliyor.Evet yanlış duymadınız , kitap veriliyor.

koulu 2

Ülkede 8 aylıktan itibaren bütün çocuklar için ‘Günlük bakım merkezleri’ var. Bunlar bizim anladığımız ‘kreş’ler değil; çalışan anne-babaların çocuklarını bırakıp gidecekleri. Buralarda oyunlar oynuyor bebekler, çocuklar. Ve sistemin felsefesinde ‘eğitmek’ yok; çocuklar daha bebeklikten itibaren ‘öğrenmeyi öğreniyor’lar. Okul öncesi eğitim zorunlu değil ama okullaşma oranı yüzde 100.
Okul çağı orada beş yaşında değil, yedi yaşında başlıyor. 9 yıllık zorunlu eğitimden geçiyor bütün çocuklar. Bu dokuz yılın ilk altı yılında hiçbir sınav yapılmıyor; çocuklar hiçbir biçimde akademik anlamda ölçülmüyor.
0825-Sweden-Gender-Neutral-Tots_full_600

Özel okul yok gibi bir şey, var olanların da fiyatları sıkı denetim altında. Eğitim ücretsiz. Okulların öğrencileri başarılarına göre kabul etmesi yasak. Herkes evine en yakın okula gidiyor. (Evde eğitime izin var ama çok ender görülen bir şey.) Çocuklar daha ‘akıllı’ veya değil, aynı sınıfta okuyorlar, özel çocuklara özel muamele yok.

Bütün öğretmenler üniversiteden ‘master’ derecesine sahip. Öğretmenlik, ülkede doktorluk ve avukatlıkla eş prestije sahip bir meslek ve öğretmen olmak çok zor. 15 yıllık bir lise öğretmeni, kendisiyle aynı eğitime sahip ama öğretmen olmayanlara göre yüzde 102 daha fazla para kazanıyor. Öğretmenlere maaşları dışında hiçbir ek ödeme yapılmıyor.Türkiye ile karşılaştırılınca insanın içi sızlıyor adeta.

9 yıllık ilköğretimin ardından Finli çocuklar 3 yıllık zorunlu olmayan liseye gidiyor. İsteyen akademik eğitimi, isteyen mesleki eğitimi seçebiliyor. Ülkedeki liselerde okullaşma oranı yüzde 93. (Bizde şu an yüzde 70 ama 12 yıllık eğitimin devreye girmesiyle yakında yüzde 90’ın üzerine çıkacak.)

Lisenin ardından üniversite var, yine ücretsiz olan. İki çeşit üniversitesi var Finlandiya’nın:

1. Bilim yapılan üniversiteler

2. Uygulamalı bilimler.

anfi-oulu-universitesi

Ülkede üniversite mezunu oranı dünyanın en yükseklerinden, Avrupa’nın da birincisi.
Ülkede eğitimin standardını merkezi hükümete bağlı bakanlık belirliyor ama okulların yönetimi, işletmesi ve öğretmen seçimi yerel yönetimler tarafından yapılıyor.
Sınıfların 20 kişiyi geçmemesine özen gösteriliyor. Öğretmen, genel ilkelere uymak şartıyla dersi nasıl öğreteceği, hatta hangi ders kitabını seçeceği konusunda bile geniş bir otonomiye sahip.
Bütün ülkede liseyi bitiren en başarısız öğrenci ile en başarılı öğrenci arasındaki fark, sınav notu olarak yüzde 15’in altında. (Bizdeki fark yüzde 100’e yakın.)

Son olarak da ;

Finlandiya’nın öğrenci başına eğitim harcaması,  Amerika’dan yüzde 30 daha az!

Diğer bütçelere bu linkten ulaşabilirsiniz.

Yeni bir kaynak daha buldum, siz de beğeneceksiniz.

Share

Türkiye Eğitim Sistemine Bakış

Son günlerde gündemden düşmeyen dersanelerin kapatılması konusunda birkaç veri vermek , düşüncelerimi iletmek istiyorum.

Bugüne kadar eğitim sistemi çok tartışıldı . Dış güçlerin yönettiği , ezber sisteminin cılız yapısı  yorumlarını araştıran ve kıyaslayan herkes görebilir. İktidar kim olursa olsun en yavaş ilerleyen sistem hep en önemli sistem oldu. Bir nevi ülkenin kalkınmasını sağlayan omurga sistemlerdendir.

Her başarısız olaydan sonra ” Eğitim Şart” diyen bir toplum olarak Atatürk’ün sözünü hatırlatmak isterim.“Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.”

İlginç bir istatistikle başlayalım . Türkiye nüfusunun dörtte biri(17.234.452 öğrenci) okul öncesi okullardan , liseye olan tüm eğitim sisteminde yer alan öğrencilerden oluşuyor. Hemen hemen her ailenin çocuklarının okula gittiğini , Türkiye’nin doğusundaki okulluluk oranının (fakat genç nüfusunun fazlalığı) düşüklüğü de dikkate alınırsa kabul edilebilecek bir veridir. Öğretmen sayısı da 832.726’dır . (Kıyaslamak için NATO’nun en büyük ikinci silahlı gücü Türkiye ordusu 700.000 ) Kalkınma ve Pazar açısından önemli rakamlar.

Dersanelerin gelir tablosuyla kamu harcamalarının oranını gösteren bir istatistik elimizde olsaydı bu tablo daha da ortaya çıkacaktı ( İstatistik verisini bulan arkadaşlar bana bildirebilirlerse bu makaleye ekleriz)

images

İkinci bir istatistikle eğitimin ülkemizde ne kadar değerli göründüğünü göstereyim.Aşağıdaki grafikte eğitime ayrılan kamu harcamalalarının GSYİH oranını göstermektedir. Biz bu tabloda 90.sıradayız . Evet AB kapılarında sıramızı bekleyen , her sene büyüdüğümüzü iddia eden ülke biziz. 

Kamu Harcaması Oranı

Bu veriye paralel Prof Dr Erinç Yeldan ve arkadaşlarının Türkonfed için hazırlanan rapordan alınan istatistikle Türkiye eğitim zemini ile birleştirelim.Haritadaki sarı renk, ortalama eğitim süresinin 5-8 yıl arasında olduğunu söylüyor. Haritada sadece Ankara ve Eskişehir’de yaşayanların ortalama eğitim süresinin 8 yıldan fazla olduğunu görüyorsunuz. Buna karşılık Urfa ve Ağrı’da da ortalama eğitim süresi 5 yılın bile altında.Bütün Türkiye’nin ortalamasına baktığımızda sadece6.5 yılı okullarda geçirdiğimizi görüyoruz. 2000 yılında bu ortalama 5.5 yıldı; 10 yılda 1 yıl arttırabilirmişiz.

Untitled

Oysa aynı süre içinde Norveç ortalama 11.5 yıldan 12.6 yıla geldi. Almanya 10.5’dan 12.2’ye geldi. İsviçre 10.3’ten 11 yıla geldi. Fransa 9.3’ten 10.6’ya yükseldi. İtalya 8.4 yıldan 10.1 yıla çıktı.

Grafikte ilk 13 ülkeyi gösterdim.

oran

Son günlerde dersaneler gündeme geldikçe rahatsız oluyorum . Düşünün ki bir eğitim sistemi var , bu sistemin açığını kapatmaya çalışan çıkarcı bir grup var! Bu mantık sürdüğü sürece yanlış yaparsınız. Mevcut sisteme bağlı olarak yapılan hazırlama sistemi olarak düşünürseniz , mevcut sistem ne kadar iyileşirse otomatik olarak dersanelerin öneminin düşeceğini düşünememek zor olmaz.

Dersanelerin fiyatlarından bile yola çıksanız , dersanelerin aslında daha iyi bir kariyer yakalamak için öğrencilerin gittiği bir yer olarak düşünmeniz kolay olacaktır. Okul başarısının düşük olan öğrencilerin de dersaneleri gitmesi zor olduğu gibi bu tür dersaneler de bu tür öğrencileri tercih etmezler ( Rekabet,başarı anlamda söylüyorum. Yoksa müşteri anlamında kabul ederler)

Yukarıdaki grafiğe geri dönersek(sarı renkli alanlar) , ülkemizde 25-34 yaş nüfusumuzun yüzde 60’ı ilkokul mezunu. Bu kişilerin çocukların velilerinin okullara yönlendirilmesinin ne kadar sağlıklı olduğunu düşünebiliriz ki? (Okullarda görev alan öğretmenlerin öğretme güçlüğünü düşünün artık)

“Ben Matematikten,Fizikten hiç anlamam” , “ Boş zaman bulursam kitap okurum”  diyen keskin bir kitlenin “ Ben o kadar para veriyorum , eğitimin en iyisini isterim” , “Oğlum üniversiteyi kazansın da , paranın sözü olmaz” diyen uç zihniyetlerden bahsediyoruz .(Doğu/batı düşünceleri de aynı) . Böyle bir zihniyetin içinde cılız bir sisteme entegre olmuş , marjinal fayda sağlayan dersaneler ne yapabilir?

Peki biraz da okulların istatistiklerine bakıp daha da irdeleyelim. 2011-12 öğrenim yılında liselerimiz 712 bin 702 mezun verdi ama bunlardan 487 bin 314’ü üniversite sınavına girdi; girenlerin de sadece yüzde 30.24’ü dört yıllık lisans, yüzde 9.33’ü de iki yıllık ön lisans programlarına yerleştirildi.

Aynı yıl 332 bin 154 meslek lisesi mezunundan 277 bin 283’ü üniversite sınavına girdi. Bunların sadece yüzde 7.06’sı dört yıllık lisans, yüzde 43.02’si ise iki yıllık ön lisans programlarına yerleşebildi.

Evet doğru, üniversite sayımız ve kontenjanımız yetersiz, üniversitelerimizde okullaşma oranımız %  40 seviyesinde, yani üniversite çağında olan on gencimizin dördü üniversiteye gidebiliyor. Ama yine de, liselerimizin mezun ettiği gençlerin akademik seviyesi ve kalitesi bir hayli yetersiz; bunu görmeliyiz.

sss

Peki dersaneye gitmek bu akademik kaliteyi arttırıyor mu? Bu son derece tartışmalı; çünkü Milli Eğitim Bakanı’nın da söylediği gibi, zaten üniversiteye yüksek oranda öğrenci sokan liselerin öğrencileri dersaneye gidenler. Yani, büyük ihtimalle kazanacakları bir yarışta kendilerine son bir avantaj elde etmeye çalışanlar dersane müşterileri.Esas olarak  bu fikri kabul etmek ve bu konu için birşeyler yapmak gerekmiyor mu?

Üniversite sınav başarısı sınırlı olan liselerden, yani görece daha dezavantajlı olan okullardan gelen öğrencisi yok denecek kadar az . O sayı da dersaneye giden çok az bir gruptan kaynaklanıyor.  Şu anki Milli Eğitimin dediği gibi olsaydı , başarısı sınırlı olan okulların dersane desteğiyle kazananların sayısı istatistiklere yansımaz mıydı ? Analiz etmek zor değil.

O yüzden dersanelerin devlet okullarının bozduğu eşitliği bir ölçüde sağlamak gibi bir işlev üstlendikleri iddiası boş bir iddia olduğu görülüyor.

images (1)

Evet ,dersanelerin okul sistemi içerisinde yer alması da güzel bir adım fakat dersanelerin işlevlerini değiştirerek , öncelik vereceğiniz konulardan sonra devreye alınabilir. Buradan Abbas güçlü’nün güzel yazısını da okuyabilirsiniz.

 

Not : İsmet Berkan’nın eğitimle ilgili verilerin analizini çok iyi yapmaktadır. Yazılarını okumanızı öneririm.

 

Share
  • Shredderchess